Yolun Bin Mevsimlik Tarihi

Mustafa Türk

Pek alışılmış olmasa da bugün biraz tarihten bahsetmek istiyorum.

Bin mevsim evvelden. Yazın kırmızısı hakim olsa da güne, ferahtı o gölgelik.
Köpekler kulaklarını dikmiş, kuşlar susmuştu. Tek kelimeye ihtiyaç vardı. Kelimenin sahibi pür dikkat kesilmiş dinliyordu diğerini. Adam bir şeyler anlatıyor, var olabilmenin, varlığı sürdürebilmenin yolunu tarif ediyordu.

Yol tekti, ve gece karanlığında ilerleyebilmek mümkün değil idi. Yolun karanlığından, yürürken ayaklara takılabilecek taşlardan bahsediyordu. Gündüzün güneşi yetmiyor, yetersiz kalıyordu. Işığını vermekten yorulup bir vakit sonra paydos veren güneşe güvenmek, bu yola çıkmak bir hayal olabilirdi ancak. Gecenin güneşi gerekti. Yolu aydınlatıp yanından yürüyecek.

“Olalım” dedi kelimenin sahibi. “Yola revan olalım. Ben bu yolu gece de aydınlık tutarım…” Yağmur girdi araya. Sözleri kesip, havayı yumuşattı. Sözü kuşlara devretti.

Yolun başı, aydınlıktı. Göz göze geldiler. Kendilerinden oldukça emindiler. Yoldan da öyle. Yolun sonundan da. Yapılması gereken tek şey o yolda ilerlemekti taşlara takılmadan. Besmeleyle varoluş yolunda ilk adımı attılar.

Yoldan bahsedilmez. Şayet bu, yoldan ziyade yola girişin tarihi. Yol henüz tarih olmadı aradan geçen bin mevsime rağmen.

Bir hikaye olabilirdi kendisi aslında. Ancak bir farkı var ki yaşandı, yaşanması mümkün olmayan olay. Anadolu’nun geniş ovalarından birinde, yeşillerin arasında yüzen bir gölgelikte.

Kutlu yola…
Kelimenin sahibine…
Karanlıkların güneşine…

Selam olsun!

2013 yılından beri 'bi çayyaş daha...' sloganıyla blog yazıyorum. Yazdığım yazıların türü edebiyatta deneme kategorisine giriyor. Bilgisayar Mühendisiyim ve IOS Geliştirici olarak çalışıyorum. Yürümeyi ve farklı mizaçtaki bitkileri bir araya getirip çay denemeleri yapmayı seviyorum...Devamı

Yorumlar

  1. yaprak 26 Ağustos 2018

    harika bir yazı…

    Cevapla