Yaşamak İstiyorsanız Metro Turizm’den Bilet Almayın

Yaptığım bir yolculuk hakkında yazmayalı uzun zaman olmuş. En sonki yolculuk yazım yine İstanbul yolunda otobüs kazasıydı.

Ve yine son birkaç yazımda da şu sıralar yoğun bir programa sahip olduğumu söylemiştim. Bu süreçte birçok defa şehirler arası uzun yol yaptım otobüsle. En son yaşadığım olaydan bahsetmek istiyorum.

14 Eylül 2014 akşamı saat 19:00’da Kütahya’dan İstanbul’a Metro Turizm’den bilet aldım. Bilet almadan önce otobüs firmaları arasından seçim yapmak için biraz araştırdım ve en uygununu Metro Turizm’de buldum. 38 liraya 2+1 otobüs ve tekli koltuğu ben almışım, arkadan ikinci koltuk. Ayrıca 19:00’da kalkıp 23:30’da İstanbul’a varıyor. 4,5 saat benim için büyük nimet! Metrodan ucuza bilet almak alışılmış bir şey ama ben süper bir otobüsü uygun fiyata denk getirdim diye sevinçten havaya uçuyordum.

Neyse otogara geldim. Yağmur da çok fena, otobüsün rötarlı kalkacağını tahmin etmiştim ama emin olmak için Metro yazıhanesine gidip sordum. “1 saat rötar bekliyoruz” dediler tamam dedim geçtim banklarda oturuyorum. Saat 20:00 oldu, bir daha sordum. “Bir saat daha” dediler. 21:00 oldu “15 dakika” dediler…

Saat 21:35 ve Metro Turizm otobüsü 2,5 saat geç geldi. Otobüsten inen yolcular “sakın binmeyin otobüse” dediler. Yeni binecek yolcular, yazıhane görevlileri, şoförüydü muaviniydi derken bir curcuna oldu. Otobüsün ön tamponu sallanıyordu, şoför geçti eliyle vura vura yerine oturttu tamponu. Araç yolda kalmış, ki kalması normaldir çünkü yağmur çok şiddetliydi ve yolda bazı kazalar olmuş. Ama sorun bundan kaynaklı değil, otobüs bildiğin arıza yapmış, yolda kalmış. Binecek yolcular “biz binmeyiz bu otobüse başka otobüs ayarlasınlar” diyor, şoför “benim aracımın teknik hiçbir problemi yok” diyor, içeride oturup gideceği yere saatlerce geç kalmış otobüsün kalkmasını bekleyen yolcularsa “otobüsün bir şeyi yok, biz otobüsteydik, binin de gidelim artık” diyorlar.. Her kafadan bir ses çıkıyor. Olaya daha sonra sivil bir polis dahil oluyor, ona da laf anlatılamıyor. “Yağmur kötüydü gecikmesi normal” diyor ve yolcuların probleminin sadece gecikme olduğunu düşünüyor ve yolcuların asıl problemini anlamakta güçlük çekiyor…

Neyse otobüsten inip “otobüs sağlam, bir şey olmadı yolda, bir şeyi yok” diyen yolcuların sözüne inanılıp biniliyor otobüse. Araba çalışırken biraz sallanıyor, olduğu yerde gel git yapıyor. Heyecanımıza verip ses çıkartmıyoruz.

Otogardan çıkılıyor ve 500m gitmeden otobüsün ışıkları sönüyor. Şoför şimdi yakar diyoruz ama otobüs giderek yavaşlıyor ve sağa yanaşıyor.
Kapılar kapalı, açılmıyor.
Aracın elektrik aksamında sorun çıkıyor ve otobüsün içinde 5 dakika kadar mahsur kalınıyor.
Daha sonra kapılar bir şekilde açılıyor ve olay yerine yolcular tarafından polis çağırılıyor.

Trafik ekibi gelip yolun güvenliği için kukalar falan yerleştiriyorlar.

Yolcular “biz şikayetçiyiz firmadan, gerekeni yapalım” diyorlar.

“Biz bir şey yapamayız, bu ticari bir olay” cevabıyla karşılaşıyorlar.

“Şikayetçi olacaksanız asayişi çağıralım diyorlar” ve aradan 15 dk geçtikten sonra asayiş ekibi geliyor.

Dertler anlatılıyor.

Polis memuru tatlı bir dille geçmiş olsun dileyip “Şikayetçi olacaksanız merkeze götürelim, ama aracınız geciktiği için bu kadar problem çıkarttığınızdan anlıyorum ki fazla vaktiniz yok, hepiniz bir yerlere yetişeceksiniz. Size İstanbul’a varınca savcılığa şikayette bulunmanızı tavsiye ederim ama yok ben burada şikayetçi olacam derseniz de götürelim sizi” dediler.

Aradan neredeyse 1 saat geçti, turizm ekibiyle yapılan tartışmalar sonucu “5 dk sonra yeni araç geliyor, 5 dk sonra geliyor” diye diye 1 saat sonra tahminimce 90-2000 model bir mercedes otobüs geldi.

Oh çok şükür falan dedik, otobüse bir bindik sonuç yine hüsran…

Koltuklar dökülüyor, kimisi kırık yamuk yumuk duruyor.
Kimisinin tepesinden su damlıyor.
Kimisinin penceresinden soğuk hava üflüyor.
Koltuklarda TV yada başka herhangi bir özellik yok…
Bu tarz bir otobüse en son 2005 yılında okulun Çanakkale gezisinde binmiştim ve o zamanlar bu otobüs beğenilmiyordu.

Yola çıkılıyor, aradan biraz vakit geçiyor, görevlilerden dilin damağın kuruması sonucu su isteniyor.
Bir tane bir buçuk litrelik su yolculara pay edilmek suretiyle dağıtılıyor.
Kek falan verilirdi normalde, kekten geçtim ikinci bardak suyu bile alamadık…

Ne koltuğun tepesindeki ışık yanıyor, kitap okunabiliyor, ne de uyunabiliyor.

Bitmek bilmeyen gecenin 03:30 sularında (yada yok yok, civarında yazayım buraya, şayet su bitti, idareli kullanmak gerek) ne diyordum, gece 03:30 civarında Samandıra’da indik ve tam o sırada kalkıyor olan Kadıköy servisine bir elde valiz diğer elde pc çantası ve sırtta sırt çantasıyla koşmak suretiyle yetişebildik.

Servis aracı Ataşehir’de yaklaşık 1 saat kadar dolandı durdu. Sandım ki sadece Ataşehir’e servis çekiyorlar, sorduğumda emin olabildim Kadıköy’e gittiğinden.

Neyse 04:30’da Söğütlüçeşme’de inip metrobüse geldim. Geceleri yarım saatte bir kalkan metrobüslerden birisine atladım eve geldiğimde saatimin 05:00 olduğunu gördüm ve yattığımda da 05:30 du sanırım.

Alarm çaldı. Saat 08:00.
Ve ders kayıt dönemi bitmiş olan okula bir an önce gidip bir şekilde ders kaydı yapma mücadelesi ve ayrıyetten okulun ilk günü başladı…

Basit bir olaylar dizisi okumuş gibi hissediyor olabilirsiniz ama burada basitlikten daha fazlası var.
Benim burada takıldığım nokta 19:00’da yola çıkıp 23:30’da İstanbul’da olacak olan otobüsün 22:30’da yola çıkıp 03:30’da İstanbul’da olması değil. Evet bu 4 saatlik gecikmede de Metro Turizm’in yadsınamaz derecede hataları mevcut fakat daha büyük bir problem de var:

Bozuk, sorunlu otobüse yolcular bindirildi ve daha şehirden çıkamadan yolda kaldı.
Çok şükür ki orada yolda kaldık.
Bu otobüs pekala trafiğin en yoğun olduğu bir anda yolda kalıp zincirleme bir kaza yaratabilirdi yada
virajda arızalanıp şarampole yuvarlanabilirdi
yada daha kötüsü olabilirdi.
(temsili görüntü)
Otobüs arıza yaptığında kapılar açılmadı. Mahsur kaldık içeride.
Camları kıracaktık ki, kıracak bir çekiç bulamadık.
O otobüsün elektrik devresi yanıp bir yangına sebep olabilirdi. Ve bu yangın sonucu araç patlayabilirdi.

Tüm bunların tek bir sorumlusu var ki, bu da Metro Turizm ve personelleri. Bozuk olan araç için “aracımın hiçbir sorunu yok” şeklinde teminat verip otobüsle yola çıkıyor, inen yolcuların şikayetlerine rağmen hiçbir müdahale yapılmıyor ve yola çıkmasına müsade ediliyor…

Aradan bir saat geçtikten sonra o gönderdikleri eski püskü, müzeden çalınmış gibi bir görüntüsü olan otobüsü o bir saat geçmeden önce otogara getirmek mümkün değil miydi?

Bizim memleketimizde neden tüm önlemler iş işten geçtikten sonra alınıyor? Ha bir de, önlem iş işten geçtikten sonra alınıyor da nasıl alınıyor?
O ikinci bindiğimiz otobüs daha mı güvenliydi? Hiç sanmıyorum.

İnsan canı neden bu kadar ucuz?
Neden patronlar 3 kuruş daha fazla kazansın diye bu kadar insanın canı tehlikeye atılıyor?
Neden oraya gelen polisler hiçbir şekilde yaptırımda bulunmuyor, bir tutanak bile tutmuyor?
Ortada yanlış giden birçok şey var arkadaşlar.
Şimdi bu yazıyı okuyabiliyorsanız o otobüsten sağ salim inebildiğimiz için okuyabiliyorsunuz.

Neyse yazı uzun oldu farkındayım. Devam etsem bir bu kadar daha yazacağım aslında. Ama daha fazla uzatmak istemiyorum.
Ve konunun özetini şu şekilde yapıyorum.

Sırf 2 lira daha ucuz diye değil her ne sebepten olursa olsun Metro Turizm’den bilet almayın arkadaşlar. Bizler o vurdumduymaz, tek derdi para olan godomanların ensesini kalınlaştırmaktan başka şeyler de başarabiliriz.

Bundan sonra ben Metro Turizmi boykot ediyorum.

Sırf daha ucuz diye Metro Turizmi tercih edecek olan tanıdıklarıma da aradaki fiyat farkını elimden gelebildiğince karşılayarak farklı firmalardan bilet almalarını sağlayacağım.

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

15 Yorumlu

  1. ubeydullah 17 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 17 Eylül 2014 Cevapla
  2. Kerim Potuk 17 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 17 Eylül 2014 Cevapla
      • Kerim Potuk 18 Eylül 2014 Cevapla
  3. Walter A. 17 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 17 Eylül 2014 Cevapla
  4. Usluer 17 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 17 Eylül 2014 Cevapla
  5. HGT 18 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 21 Eylül 2014 Cevapla
  6. Mehmet CABAR 23 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 27 Eylül 2014 Cevapla
  7. Emrah 16 Temmuz 2015 Cevapla
  8. Demet 27 Aralık 2015 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6