Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6

Zifiri Karanlık #Derinlerin Gölgesi – 1
Hayatımın Sahibi #Derinlerin Gölgesi – 2
Dosya #Derinlerin Gölgesi – 3
Teşkilat #Derinlerin Gölgesi – 4
Kabulleniş #Derinlerin Gölgesi – 5

Uyanış

-Oy anam! Anam… Anam! Her yerim tutulmuş.
Göz kapaklarının üzerindeki, şakaklarındaki ufak bantları ve kulaklığını çıkarttı. Yatağından doğruldu ve bilgisayarında açık olan ekranda stop düğmesine bastı.
Duvarda asılı duran, fotoğrafçıda birleştirmiş annesinin 25 sene önceki fotoğrafıyla babasının 15 sene önceki fotoğrafına baktı, derinlerden bir iç çekti.

-Ah! Allahım sen hayreyle.

Rüyası Cahit’i epey etkilemiş görünüyordu. Uzun uzun duvardaki çerçeveye baktıktan sonra “Kalk Tufan kalk, kendine gel oğlum. ” dedi. Elini yüzünü yıkayıp ayıldıktan sonra mutfağa gitti ocağa çay suyunu koydu. Üzerinde derin bir dalgınlık vardı, gördüğü rüyasını düşünüyordu, babasına olan özlemini…

Balkondan boğazı süzüp kafasında kendince bir şeyler kuruyordu ta ki mutfaktan gelen fokurtu sesini duyana kadar. Çay suyu kaynıyordu, mutfağa koştu, çayını demledi. Bir bardak çay alıp odasına geçti, yatağına oturdu. Bilgisayara takılı olan kabloları çıkartıp kucağına aldı.

Cahit’in mesleği bilgisayar mühendisliğiydi. 8 ay önce, üniversite yıllarından sınıf arkadaşı olan Meftunla birlikte bir proje üzerinde çalışmaya başladılar. İşten buldukları boş zamanlarında bir araya gelip projeyi bir tık öteye götürmeye çalışıyorlardı. Fakat Cahit son zamanlarda şirketinin tank güvenlik yazılımıyla ilgilendiği için boş zamanı olmuyordu ve yaklaşık 3 haftadır özel projelerine vakit ayıramıyordu.

Projenin kaldığı son noktaya göre, kişi uyurken bilgisayara bağlandığında gördüğü rüya bilgisayar üzerine kaydedilebiliyordu. Yazılım, şakaklarına takılan bant sayesinde kişinin kalp ritmini dolayısıyla heyecanlandığı yada korktuğu anları tespit ediyordu. Göz kapaklarının üzerine yerleştirilen bant ise gördüğü rüyaya karşı gözünün hareketleriyle kişinin verdiği tepkiyi algılıyordu. Kulaklığın işleviyse manyetik bir alan oluşturup odaklama sağlayarak beyinden en yüksek seviyede bilgiyi alabilmeyi ve dış dünyadaki seslerin kulağına en az seviyede isabet etmesini sağlayarak, rüyasındaki seslerin kaydının yapılabilmesini mümkün kılıyordu. Cahit, bu projeye başladıklarından beri günbegün projeyi test edebilmek için kendi üzerinde deniyordu ve uyanır uyanmaz gördüğü rüya ile kaydedilen filmi karşılaştırıyordu.

Oynat düğmesine bastı ve gördüğü rüyayı tekrar tekrar izledi. O kadar dikkatli izliyordu ki her sabah çay demliyor olmasına rağmen, rüyasını izlemeye başladığından itibaren çayından tek bir yudum bile almıyordu.

Bu projeye başlamadan önce rüya hakkında epey araştırma yapmıştı ve elde ettiği bilgilerden birisi de görülen rüyaların her kesitinin geçmişten bir iz taşıdığını, rüyalarda görülen yüzlerin, o rüyadan önce uyanıkken en az bir defa görülmüş olması gerektiğini, rüyadaki kişilerin ve olayların rüyayı görenin hafızasından yansımalar olduğunu biliyordu. Bu bilgisine göre Yasir’i daha önce mutlaka görmüş olmalıydı. Bu rüyayı görmeden önceki gün neler yaptığını hatırlamaya çalıştı.

Babasının mezarlarından birisine gitmişti. Evet, babasının iki tane mezarı bulunuyordu.

İlk defa babası öldükten 2 hafta sonra gitmişti. Babasının bir arkadaşı getirmişti onu Söğüt’teki bu mezara. İsimsizler mezarlığı. Bir sürü mezar vardı, bir çoğunda sadece ölüm tarihi vardı. Bazılarındaysa tek bir isim. Babasının mezar taşında Tufan yazıyordu. Oysa babasının kimliğindeki ismi Tufan değildi. Onu sadece arkadaşlarından bazıları Tufan diye çağırırlardı.

Diğer mezarıysa bir aile mezarlığıydı, içi boştu. Sadece bilgilerinin yazılı olduğu bir mezar taşı ve o taşın altında da birkaç özel eşyası vardı. Kimliğindeki isim yazardı bu mezar taşında. Dün burayı ziyaret etmişti.

Babasının iki mezarı olduğu gibi iki de kimliği vardı. Babası, iki kişiydi. Babalarından bir tanesi bahçıvandı, diğeriyse… Diğeriyse işsizdi galiba. İşini bilmiyordu. Sadece babasının bedeninin Söğüt’te isimsizler mezarlığında, Tufan yazısının altında yattığını biliyordu. Buraya defnedilirken sadece kendisi ve babasının arkadaşları vardı cenaza töreninde. İstanbul’daki, cenazeye ise kendisinden başka, akrabaları da katılmıştı.

Babasını ziyaret edişinin böyle, Tufanları çokça vurgulayan bir rüya görmesine sebep olduğunu düşünüyordu.

Saatine baktı. Cuma vakti yaklaşıyordu. Hemen e-postalarını kontrol etti. Reklam mesajlarından başka şirket klasörüne gelmiş dört kişiden mesaj vardı. Toplantıya katılmadığı için toplantıyla ilgili gelen bir posta, maaşının yattığıyla ilgili bir posta, tank projesinin çizimleriyle ilgili bir posta ve patrondan gelen şifresinin kırılması gereken bir dosya. 3 postaya geçiştirici bir şekilde cevap gönderdi ve bilgisayarındaki video dosyasını telefonuna kopyalamaya başlattı. Aynı zamanda abdest aldı ve evden çıktı. Rüyasını bir bilene yorumlatmak isteği doğmuştu.

Cumayı kıldıktan sonra cemaatin camiiden çıkmasını bekledi ve imamın yanına yaklaşıp selam verdi.

– Hocam böyle böyle bir rüya gördüm içim bir tuhaf oldu. Sizden ricam, rüyamı yorumlamanız.

Önce anlattı rüyasını ardından gözünde net bir şeyler oluşması için telefonundan izletti videoyu.

– Evladım, babana bol bol dua et. Duaya ihtiyacı olabilir. Baban için hayır yap, çocuk sevindir. Allah rüyanı hayra erdirir inşaallah.

O sırada mimberden camii kapısına doğru yürüyorlardı. Camiinin ve camii türbesinin temizliğinden sorumlu türbedar, imama selam verdi.

– Hocam, teberruda 1299 lira toplandı, buyrun.
– Amca, her cuma bu kadar para toplanıyor mu? Vay be. Helal olsun.
– Bereketli bir cuma oldu bugün maşallah. Bu kadar toplanmıyordu, en fazla 1071 liralık makbuz kesmiştik. Geçen seneydi herhalde.

İmamın telefonu çaldı ve telefonu cevaplayıp aralarından ayrıldı.

– Delikanlı sen ne iş yaparsın?
– Şirketin birinde yazılım işleriyle ilgileniyorum amcam, bilgisayarcıyım senin anlayacağın.
– Maşallah, maşallah. Vaktin varsa gel çay içelim evladım iki sohbet ederiz.
– Bugün izin günüm amcam vakit bol bugün. Namazdan sonra hoca efendiye gördüğüm rüyayı yorumlatmak istedim. Lakin hala içimde kaldı, istediğim gibi bir yorum alamadım. Sen anlar mısın, rüyamı tabir edebilir misin amcam?

Yaşlı adam, huzur veren, mis gibi koku saçan semaverden çayları doldururken “Anlat bakalım evladım, hayır olsun” dedi.

Aynı şekilde önce kendisi anlatacaktı, sonraysa video kaydını izletecekti.
Cahit cebinden telefonunu çıkartıp sehpanın üzerine koyacaktı ki ışığının yandığını gördü. Mesaj gelmişti.

Cahit, ihale bizimdir dostum. Emeğinin karşılığı olarak Beykoz’daki villalardan birisi artık senin. Garajında duran araba da ev hediyem. Güle güle kullan. Çok paralar kazandıracaksın bize dostum, çook. Akşam kutlama yapıyoruz yeni evinde. Gece yarısında evde ol.

Telefonunu kapattı, düşündüğü tek şey rüyasına bir cevap bulup içini rahatlatmaktı.

– Zifiri karanlıktayım amca. Önümde bir adam, tünel gibi bir yolda yürüyoruz. Ben onu takip ediyorum. Yolun sonunda yine karanlık bir odaya giriyorum. Odanın tam ortasında bir mum var sadece. Odadaki adamların sadece gölgelerini görüyorum. Bağırıp çağırıyorum beni neden kaçırdıklarını…

Çayından bir yudum çekerken baş parmağında takılı olan yüzüğün taşının ilk defa kırmızı olduğunu farketti. Donakaldı. Türbedarın elini aradı gözleri ve sağ baş parmağındaki yüzüğü gördü. Elinde içini boşatmayı bekleyen bir çay bardağıyla gözlerini ihtiyarın yüzüğünden ayıramadı.

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6