Sorumluluk Psikolojisi

Mustafa Türk

Selam olsun oradaki. Az önce çayım bitti. Çay üzerine bir şeyler yazmayacağım bu sefer. Yazmaya başlayınca bir önceki yazı gibi bir şey ortaya çıkıyor. Fonda kısıkça sesli Ezginin Günlüğü çalma listesi, yanımda boş çay bardağı ve bir şişe suyla devam ediyorum yazmaya. Sorumluluk psikolojisi içerecek bu yazı.

Sorumluluk psikolojisi üzerine yazacağım dediysem de sorumluluk varyasyonlarını vesaire içeren akademik makale tadında bir yazı beklemeyin. İç dökme diyelim biz buna.

Herkesin sorumluluk hissettiği farklı durumlar illaki mevcuttur. Kendimi bildim bileli yaşıma göre sorumluluk sahibi bir birey oldum. Dışarıdan nasıl göründü, bilmiyorum ama en azından ben öyle olduğumu düşünüyorum.

Bundan bir sene öncesine kadar sorumluluklarım daha farklıydı. Hatta bir sene öncesini bırak daha yakına gelelim. Birkaç ay önce de sorumluluk kapsamım daha dardı. Gün geçtikçe sorumluluklarımın arttığını hissediyorum.

Geçen yıl üniversite öğrencisiydim. Ve öncelikli sorumluluğum okulumu bitirmekti. Ve daha sonra hayata devam etmek. Okulu bitirince bütün sıkıntılar bitiverecekmiş gibi bir hissiyata sahiptim sanırım. Tabiki de öyle olmadı.

Okulum bitti ve derince bir karar verme süreci sonrasında askere gitme kararı aldım. Bedelli askerliğe yaşım yetmiyor ve 2 yıl tecil hakkımı kullanmayı düşünsem bile tek tip askerlik tartışmalarının sürdüğü günlerde bedelli askerliğin akıbeti meçhuldü. Bir an önce yoluma bakma sorumluluğu ile tecilimi bozdurdum. Askerlik vazifemi yerine getirmek istiyorum dedim devlet babaya. Gel yavrum dedi.

Amasya’da 6 ay süreyle askerlik yaptım. Devlet bir sorumluluk verdi. Eğitim birliğine temel eğitim almak için gelen askerleri eğiteceksin dedi. Gelen askerler ağırlıklı olarak bedelli askerler olsa da, normal celp askerleri de geliyorlardı. Yani aldıkları temel eğitimden sonra sıcak bölgeye savaşçı olarak gidecek askerler. Bu askerlerin sorumluluğunu almak ağırdı. 6 ay boyunca bu sorumluluğumu yerine getirdim. Layıkıyla mı, değil mi bilmiyorum.

Okul bitti.
Askerlik bitti.
Ee sonra?

Erkekler için sonrasında hayırlı bir aile kurmak gelir toplumumuzda. Aile kurmak için önünde hiçbir engel kalmadığı düşünülse de öyle değil. Niyetlenmiş iki kişinin bekleme süreci var.

Peki ne için? Öncelikle ailenin geçimini sağlayabilmek için düzenli bir gelir sahibi olmak gerekiyor. Bundan önceki yıllarda hiç dert edilmemiş bir durum gelir meselesi. Öğrenciysen eğer, günü çıkartabildiğin sürece maddi anlamda sıkıntıda değilsin demektir. Yaptığın işler karşılığında aldığın ücretten ziyade kazandığın deneyim ve yaptığın işten aldığın hazdır aslolan.

Ama öğrenciliği geride bırakmış ve aile kurmanın arifesinde olan bir erkek için maddi değerler önem kazanmaya başlar. Bu, düğün masrafları ve aile geçimini sağlayabilmek için zaruri bir durum haline gelir.

Evlenmek…

Gelenekler hakkında çok konuşmak istemiyorum. Çünkü çok kafa patlattım. Aileyi kurdun, oldu bitti değil yani mesele.

Yani demem o ki, sorumluluklar denizinde yüzüyor gibi hissediyorum şu sıralar. Ben yüzme bilmem aslında. Bu yüzden mi zorlanıyorum, kapasitem kaldırmıyor acaba?

Sorumluluklarımı reddetmiyorum. Reddetmek istemiyorum da. Bir üst pencereden baktığımda dün sahip olduğum sorumluluklar ile şu anki sorumluluklarım arasında parabolik olarak artan bir grafik görüyorum. Bu grafik aynı zamanda yarınki sorumluluklarımdan da haberdar ediyor. Bu sorumlulukların neler olduğunu bilemiyor olsam da ne denli bir artış olacağını az buçuk kestirebiliyorum. Hal böyleyken reddetmek, kolaya kaçmak olur. Hatta kolaya kaçmaktan ziyade deve kuşu gibi kafayı kızgın kuma gömmek olur.

Sadece adapte olmaya çalışıyorum.
Sadece değilmiş aslında. Aynı zamanda da sorumluluklarımı yerine getirmek için çabalıyorum.

İnsan olmanının getirdiği bir şey sanırım. Günümüzden geleceğe doğru bakınca bir yapılacaklar listesi var. Ve bunların hepsini de bir anda yapıvermek, bir an önce tik atıp kurtulmak istiyorum. Ama bunu isterken bu liste tamamlanınca yeni bir yapılacaklar listesinin ortaya çıkacağını düşünmeden istiyorum. Buradan da yeni bir yazı çıkar aslında. Ama gerek yok üzerine yazmaya şu an.

Eee…
Nabıcaz?

-Arkası yok.

Selam olsun diyerek başlıyorum yazmaya. Yazılarımdan birkaçını okumuşsanız kafanızda bir Mustafa resmi canlanmaya başlamıştır. Silüet demek daha doğru olabilir aslında. Kütahya’nın dehşetli soğuklarının olduğu bir kış vaktinde gece yarısı doğmuşum. Geceye olan sevdamın kaynağı bu noktaya dayanıyor olabilir. Ve bu yazının devamı okunmak istenmiş olabilir.Devamı

Yorumlar