Seve Seve

Değerli yolcularımız, aracımız Seve Seve Dinlenme Tesislerinde 25 dakika mola verecektir. Otobüsten ayrılırken lütfen değerli eşyalarınızı yanınızdan ayırmayınız. Şayet ne kadar bizi tercih etmiş olsa da şeref yoksunu, hır “hiaahhppşiyuu” sız, karaktersiz yolcularımız da bulunuyor olabilir. Mola süresi dolmadan araçta hazır bulunmanızı tavsiye ediyoruz, gecenin bu saatinde muavinimizin yoklama alacağını hiç mi hiç sanmıyorum. Alsa bile sizin yokluğunuzu farkedemeyeceğinden eminim. Yani gümbürtüye gitmemek için otobüste hazır bulunun, yoksa şu fonda duyduğunuz kurt, çakal seslerine sizin imdat çığlıklarınız eşlik ediyor olabilir. Bizden söylemesi…

Deliganlı dur bakam acık açıl da ben bi çövdürüverem.
Aman amca buraya mı?
Acıkdaa öyle durusan aha buree çövdürüvecem!
Geç amca geç, koş yetiş…

Otobüs sallanır, sallanır, sallanır ve amcanın otobüsten inmesiyle durur.

3 saattir oturduğu için sırtı ve boynu ağrımıştı. Çıkıp biraz hava almayı, uyurla uyanık arası halinden kurtulmayı düşündü. Aynı zamanda kazınmış olan midesinin de bir eyvallahını alabilirdi bir şeyler yiyerek. Otobüs kapısının önünde koridoru andıran karşı karşıya dizilmiş sigara içen adamlar vardı. Dumanı yararak geçti aralarından. Tam “ohh” dedi ki dinlenme tesisindeki gözlemecinin önünde yazan sade 10 lira, patatesli 12 lira, ıspanaklı 12 lira yazısını görünce “haaa” diye devam ettirdi. Harbiden ohaydı ama. Bir sade gözlemenin ederi 10 ekmek parasına eşdeğer olamazdı herhalde. Eğer öyleyse de olmamalıydı.

Ağaçların altına doğru gitti, temiz hava alabilmek için. Ama bu sefer de başka bir otobüsün egsoz dumanı içine etmişti. Burada da bize rahat yok hacı dedi kendi kendine ve dinlenme tesisinin içine girdi. İçeriye girer girmez kitaplık dikkatleri üzerine çekiyordu. Yola çıkarken yanına kitap almadığına çok pişman olmuştu otobüsteyken, neyse ki kalan dört saati buradan alabileceği bir kitapla geçirebilirdi. Kitaplığa doğru yaklaştı.

Bir sürü kitap vardı. Ama hepsi de aynıydı. Allah Allah, acaba neden sadece tek kitap satılıyor burda dedi. Kitapların ismi Sıkıcı Geçen Otobüs Yolculuklarına Son: Ayhan Hacıosmanov Yöntemi

Dalga geçiyor olmalılar. Bu kitapların alıcısının olduğunu düşünmüyordu. Ona göre bu kitapların burada olmasının tek amacı kapıdan gelen rüzgarın önüne paravan oluyor oluşuydu.

Kitapları esgeçerek market bölümüne girmesiyle bir kekin üç lira bir çubuk krakerin iki lira olduğunu görüp eli boş olarak çıkması bir oldu.

Hah.. Çay.. Tabi ya çay. Çay fakir dostudur deyip çay içmek için oturdu masaların birisine. Kıraathanelerdeki küçük çay bardaklarıyla bir çayın dört lira olduğunu öğrenmesiyle günün tüm ağırlığı, yorgunluğu, nefreti, öfkesi, sevgilisinden ayrılışı, karın ağrısı, boyun ağrısı ve sırt ağrısı burun direğine odaklandı ve garip bir sızlama hissetti. Hapşuracağını düşündü belki de ama bu hapşurma değildi. Sızlamanın ardından gözlerinden bir buçukar damla yaş süzüldü.

Gözleri o çakal seslerinin geldiği ormanlık alana odaklandı. Dalmış gibiydi, sandım ki dünün sevgilisi bugünün eski sevgilisini düşünüyor ama yanıldım. Bir şeyler mırıldanmaya başladı.

Seve seve ha… Seve seve!
Seve seve orada kalacaksın!
Seve seve bir tomar parayı kira diye o godomanlara vereceksin!
Seve seve sınava gireceksin!

Mecbur gideceksin ya memlekete, o kıytırık otobüslere seve seve o parayı vereceksin!

Yola çıktıysan karnın illaki acıkmıştır, kek karın doyurmaz ya hani, seve seve lastik gibi olmuş gözlemeye 10 lira vereceksin!

Seve seve alışveriş yapacaksın o dinlenme tesisinden!

Otobüste kekin yanında verilen meşrubatlardan sonra seve seve tuvalete gireceksin!

Yolda canın sıkıldı ve kitabın mı yok? O ısınmak için yakmaya değmeyecek kitaplardan seve seve alacaksın!

Hadi hiç birine para vermedin diyelim, bir çay içersin herhalde. Seve seve…

Yok efendim! Bu sefer seve seve diye bir şey yok! Dinlenme tesisinin adını bile Seve Seve koymuşlar. Hadi almıyorum, o parayı vermiyorum. Hani seve seveydi?

Çakal sesleriyle ambulans sireni öyle ahenkli geliyordu ki kulağa Beethovenın bilmem kaçıncı senfonisini andırıyordu.

İyi akşamlar, ne oldu burada?

Kardeşim, adamın gözleri 15 dakika önce bir daldı, sonra yere düştü. Kulaklarından kan gelmeye başladı.

Vay arkadaş ne dertliymişsin, adam ölürken bile sitem ediyor. Ne kadar daralmışsa demek ki.

Ambulanstan inen üç sağlık personeli adamı sedyeye yatırdılar ve bir an önce hastaneye götürmek için ambulansa koydular.

Kardeşim, adamın cüzdanıyla telefonu da düşmüş, alın bunları da.

Hemşire adamın kulağına tampon uyguluyor diğer sağlık personeliyse elindeki telsize adamın durumuyla ilgili bilgi veriyordu: Tayfur Seveseve, kulağından kan geliyor fakat bilinci yerinde, sayıklıyor…

Hiç duraksamadan bir şeyler sayıklayan adam susmuştu.
Nemli yerde yatmaktan kurtulup sedyenin yumuşaklığına kavuştuğu için sustu herhalde.

Ambulans harekete geçti ve arka kapısı da tam kapanırken adamın kulağına tampon yapan hemşire kolundaki saate bakarak adamın sessizliğini tamamladı.

Tayfur Seveseve. Ölüm saati 21:43.

Az önce yanında düşüp kalmış olan bir adamın şimdi ölmüş oluşu elbetteki şaşırtmıştı kendisini fakat saatin şu anda 01:52 oluşu şaşkın yüzünde garip bir tebessüm bıraktı.

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

6 Yorumlu

  1. Kerim Potuk 29 Eylül 2014 Cevapla
  2. Usluer 30 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 30 Eylül 2014 Cevapla
  3. Mehmet CABAR 30 Eylül 2014 Cevapla
    • Mustafa 30 Eylül 2014 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6