Neden Blog Yazıyorum ki? {mim}

Neden yazayım ki? Yazmaya yeteneğim olduğundan mı, yoksa yazacak çok şeyim olduğundan mı? Fazla sosyal olduğumdan mı, yoksa asosyal olduğumdan mı? İnsanlara aktaracak o kadar çok şeyim var ki mi, yoksa insanlara aktarabileceğim aslında hiçbir şey olmadığını gizlemeye çalışmak mı? Vakti zamanında sokakta top oynamayı çok sevmediğimden mi, yoksa sevmeye layık daha “çılgınca” bir şeyler bulduğumdan mı? Neden yani? Neden blog yazıyorum? Neden kağıda, deftere, günlüklere değil de herkese açık bir platformda yazıyorum?

Açıkçası böyle sıralı cümlelerin sonuna soru işareti koyarak yazmanın ne kadar haz verici olduğu hakkında bir şeyler yazsam belki de bu yazıdan daha fazla zevk alabilirdim. Ama bu yazıda bunu yapmak yerine bir görevi yerine getireceğim. Sevdiğim bir arkadaşım İsmail Usluer “neden blog yazıyorum” sorusunu kendime sormamı ve bunu blogda yayınlamamı istedi. Mim başlamış. Millet ayağına gelen mimi birbirine paslarken “aa ne kadar da güzel paslaşıyolar ya” derken birden mim bana gelmiş. Uzun süredir mimlenmeyen ben önüne mim gelince ayağına hiç beklemediği bir anda top gelmiş ve heyecandan topu nereye atacağını şaşırıp kendi kalesine doğru atan oyuncu gibi hissettim. Bu his için arkadaşıma teşekkür ediyorum. 🙂

Blog yazıyor olmanın tabiki birçok sebebi var. Blog yazarlarının yüzde atmışına bakacak olursak bu kişilerin çocukluk, ergenlik zamanlarında bilgisayar ve internete normale göre biraz daha düşkün olduğunu söyleyebilirim. O yaşlarda olup da günün büyük bir çoğunluğunu pikselleri izleyerek geçiren bu kişilerin asosyal olduğu düşünülür. Çoğu evet böyledir. Sosyal hayatta ilgisini çeken bir şey bulamayınca piksel tarlalarının arasında koşup zıplamanın, fanın püskürttüğü hafif hafif esen meltemin, oturulan sandalye ve bilgisayarın saçtığı kavurucu sıcağın verdiği hissi sosyal hayatta yakalayamayan kişi haliyle kendisini toplumdan uzaklaştırır. Ve kendileri çoğu zaman kabul etmese de toplum tarafından asosyal olarak isimlendirilir. Vakti zamanında yazdığım Asosyal ve Asosyalizm Rehberi isimli yazıya link verip asosyallik konusunu kapatmak istiyorum.

kisisel-blogumBilgisayara ilgi duyan bu kişiler oyun oynama kısmına yada internet kısmına yönelirler. (Burada kullanmam gereken bağlacı çok düşündüm ve hafif bir kararsızlıkla ‘yada’ olsun dedim.) İnternetle yeni yeni ilgilenmeye başlayıp da site açmayı öğrenen kişiler mutlaka bedava site yapma şeyleriyle internetin işleyişini kavramaya başlarlar. Gün geçtikçe yeni yeni siteler, forumlar açarlar. Buldukları kodları uygulayıp değişimleri görürler. Bunlardan fazlasıyla zevk alan kesim web tasarımcılığına yönelir. Daha az zevk alanlarsa popüler bir alan olan blogculuk sektörüne burnunu sokar. Çoğunun altında hiçbir yorum bulunmayan, pek azının yorumlandığı ama güzel güzel yorumlandığı şeyler yazan kişileri incelemeye başlarlar. Bunu yapan kişilerden kendilerine bir idol bile seçerler bazen.

Ve kendilerini birgün blog yazarken bulurlar. Ben de onlardan biriyim. Birkaç farklı alanda blog yazmışlığım var buradan önce. Acemi zamanıma denk geldiği için şuan bu bloglar nefes almıyorlar. Önceleri insanlara bilgi aktarabilme sevinci, sesini duyarabilme arzusu, yazılarını severek okutabilme arzusu vardı. Turkmustafa.com’da yazarken bunları görmüyorsunuz. Yada çok az görüyorsunuz. Yada daha fazla, bilmiyorum. Evet bunlar güzel şeyler ama benim amacım bu değil aslında. Herkesin ultra bilgili, alim olduğu bir dönemde yaşayıp da insanlarla bilgilerimi paylaşma gibi bir arzum olmayışını normal karşılarsınız diye umudediyorum.
neden-blog-yaziyorum
Bazen kendimi boşlukta hissediyorum. Sanırım “boşluk”u biraz açmam gerekecek. Balık burcuna sahip olanların çok duygusal oldukları bilinir toplumca. Çok duygusal değil de biraz daha fazla yoğun duygulu olarak nitelendirilmesi daha doğru olur. En azından kendi adıma konuşayım. Bu ne demek, bu şu demek; Hayatının her anında hissedebildiği bir duygusu var demek. Bazı anlar oluyor ki sanki bedenin bu dünyada ama ruhun başka yerde. Nerede bilmiyorsun, ama olduğun yerde değil. Düşünmüyorsun o anda. Bıraksan beş saat boyunca kımıldamadan, göz kırpmadan olduğun gibi durabilirsin. Böyle anlara boşluk diyorum. Hiçbir şey hissetmediğim anlar.

Böyle zamanlarda açıp kitap okumak yerine kendi yazılarımı okumayı tecih ediyorum. Bir yazıda X olayını anlatmışsam eğer, o yazıyı sen okuduğunda X olayını anlarsın, görürsün. Ama ben okursam X olayının sebeplerini, sonuçlarını, yazarkenki hissettiklerimi, duygularımı, bulunduğum mekanı, havanın hafif esintili mi yoksa yağmurlu mu, çay mı içiyordum yoksa kahve mi… Bu yazıyı okuyorsan muhtemelen ilahi bakış açısı kavramını biliyorsundur. Sen bu yazıyı okurken gözlemci bakış açısıyla görüyorsun, bense ilahi bakış açısıyla. Yani tüm detaylara hakim oluyorum kendi yazımı okurken.
yaz-kizim
Bunu seviyorum. Bir çıkmaza girdiğimde, kendimi boşlukta hissettiğimde kendimi bulmak, hatırlamak için kendi yazılarımı okuyorum. Bunun için bir şeyler yazıyorum imkan buldukça. Eğer bir yazı yazmışsam, senin okumanda mahsur görmüyorsam blogda yayınlıyorum. Ama okumamanı tercih ediyorsam bu blogun arkaplanındaki gizli isimli kırmızı renkli klasörün içine iliştiriyorum.

Yani kendim için blog yazıyorum diyebilirim. Başkalarının okumasını isteme arzusu hiç mi yok diye soracak olursan, evet o da var. Başkalarının benim yazımı okuması tabiki mutlu ediyor. Bakıyorum -birileri- şu yazılarımı şu kadar okumuş, bir birim mutlu oluyorum. Ama yazıyı okuyup da altına yorum yapıp, ben de okudum bak, beni bilesin diyen kişiler beni daha çok mutlu ediyor. On birim mutlu oluyorum. Neden? Çünkü yazımı okuyan kişiyi biliyorum. Yorumumu başkaları görmesin deyip iletişim sayfasından mail atanların da verdiği mutluluk var tabi.

Blog yazmak bana çok şey kattı. En önemlilerinden biri de oluşturduğum network. Bir şeyler yazıyor olmak çevremde farklı farklı birbirinden güzel insanlar olmasını sağladı. Birçok arkadaşım, abim, ablam, kardeşim oldu. Birçok güzel insanla yüz yüze görüşme, ikişer çay içme imkanı buldum. Her birinin farklı hikayesi var. Her birinden öğrendiğim şeyler var. Allah hepsinden razı olsun.

Yazıyı daha fazla uzatmayı düşünmüyorum. Netbookum bacaklarımı yeterince ısıttı. Merak ediyorum sizler ne düşünüyosunuz bu blog hakkında, bu blog yazarı hakkında?
Mimi Tahsin‘e paslayıp görüşürüz diyorum 🙂

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

16 Yorumlu

  1. Hızlı Adam 29 Haziran 2015 Cevapla
    • Mustafa Türk 29 Haziran 2015 Cevapla
  2. Mustafa 30 Haziran 2015 Cevapla
  3. Ömer 1 Temmuz 2015 Cevapla
  4. biyudumçay 2 Temmuz 2015 Cevapla
    • Mustafa Türk 2 Temmuz 2015 Cevapla
  5. Melih Mert Ünal 2 Temmuz 2015 Cevapla
  6. Gubidikgillerden Abidik 5 Temmuz 2015 Cevapla
  7. Muhammed 23 Temmuz 2015 Cevapla
  8. Kağan 24 Temmuz 2015 Cevapla
    • Mustafa Türk 15 Ekim 2015 Cevapla
  9. mehmet 4 Aralık 2016 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6