Kabulleniş #Derinlerin Gölgesi – 5

Zifiri Karanlık #Derinlerin Gölgesi – 1
Hayatımın Sahibi #Derinlerin Gölgesi – 2
Dosya #Derinlerin Gölgesi – 3
Teşkilat #Derinlerin Gölgesi – 4

Kabulleniş

Evine girdiğinde ışığın açık olduğunu gördü. O gün karşılaştığı inanılması güç olaylardan sonra evden çıkarken açık bıraktığını unutmuş ve epey tedirgin olmuştu. Ayakkabılığın alt rafındaki çekici eline alıp, en ufak bir hareketlilikte silah gibi kullanacaktı ki tüm evi elleri ve gözleri tetikte usulca dolaştı ardından derin bir oh çekti.

bogaz-manzarasi
Salona geçti, perdeleri açık olan pencereden İstanbul’un zirvesinde, Çamlıca’da oturuyor olmaklığın verdiği huzur ve memnuniyetle boğaza sağdan sola göz attı. Boğaziçi Köprüsü’nün ışıkları yağmuru andıran bir hareketlilikle yanıyordu. İçinde o gün yaşadıklarından sonra garip bir güven duygusu oluşmuştu. Devletlerimiz, milletlerimiz sahipsiz değil hamdolsun dedi. İlkbaharın hafif hafif esen rüzgarlarla getirdiği yeni açan çiçeklerin kokusunu ciğerlerinde hissetti. Bu güzel koku, çocukluğundan hayal meyal hatırladığı annesini anımsattı. Herkeste olduğu gibi güzel koku demek anne kokusu demekti onun için de. Boğazı izlerken annesinin dizine yattığı, anne babam ne zaman eve gelecek? onu çok özledim, gelirken çikolata alır mı ki bana? dediği anlar sulanmış gözünün önünde canlandı. Perdesini kapattı. Kemerini ve cebindeki telefonunu çıkartıp sehpanın üzerine fırlattı. Olduğu gibi kendisini kanepenin üzerine attı.

Birkaç sene önce, yine ailesine duyduğu özlemle fotoğraflardan oluşan aile albümünden bir video hazırlamıştı. Ne zaman ana babasını özlese 4 dakika süren bu videoyu açar, gözünden dökülen yaşlarla tekrar tekrar bu videoyu izlerdi. Yine televizyona taktı kaseti ve iç çeke çeke izlemeye koyuldu. Yeri geliyor kahkaha atıyor, yeri geliyor kendi kendine konuşup göz yaşlarını siliyordu. Günün yorgunluğunu topuklarında ve kulaklarının üst kısımlarında hissetti, kendini toparladı. Televizyonu kapattı ve kanepenin üzerine uzandı.

Bol hareketli, yorucu ve kavraması güç olaylarla dolu bir gün geçirdiğinden kanepeye atıldığı gibi uykuya dalacağını sanıyordu lakin öyle olmadı. Tarifi imkansız bir hissiyatla beyninin en ücra köşelerine saklanmış ufak tefek anları bile oradan çıkartıp, çamaşır makinesinden çıkarttığı gömleğini askılığa asmadan önce çırparcasına çırpıyor, silkeliyor ve o anılarını yeniden canlandırıyordu. Bir arazide define arar gibi oradan oraya kazma vuruyor, karış karış her yeri kazıyor, kendisini yetiştirdiğini söyleyen bu adamların gölgesinin üzerine düştüğü anları arıyordu. Babasıyla geçirdiği zamanlar, babasının uzun süreli eve uğramadığı zamanlar, babasının arkadaşlarından tanıdıkları ya da babasının söz ettiği arkadaşları… Her şeyi ama her şeyi didik didik ediyordu ki saatin 04:53 olduğunu gördü. Yarın sabah erkenden toplantısının olduğunu aklına getirip beynini boşaltmak, hemen uyumak istedi.

Cahit, uyku tutmadığı zamanlarda kendisini uyutmak için bir yöntem keşfetmişti. Yatağa girer girmez yüz üstü yatar, horlamaya başlardı. Bir süre sonra kendi horultusu ona ninni gibi gelirdi ve uyurdu. Yine aynı şekilde, yüzükoyun yattı ve horlamaya başladı. Aradan biraz süre geçti, horladığı için uykusunda olduğunu sandı. Rol kesmeye devam ediyordu ki telefonun sehpanın üzerinde titremesiyle horlamayı birden kesti. Saat 06:21 idi. Arayan patronuydu.

– Alo!

– Cahit, biliyorsun bugün saat 10’da ihale heyeti kararını açıklayacak. Projenin tamamını kopyalamayı başardık ama ekibimiz hala şifreli son parçayı açmayı başaramadı. Onların elinde ne olduğunu öğrenmemiz gerekiyor anlıyor musun? Elimizdeki dosyada çizimlerden başka bir şey yok. O şifre kırılmalı Cahit. Sen bir gelişme kaydedebildin mi?

– Malesef efendim. Dosya bir döngüyle şifrelenmiş. Bir şifreyi kırdığımda başka bir şifreyle daha karşılaşıyorum. Bu şifrelerin ucu nereye dayanıyor hiçbir fikrim yok. 2 gündür yarım saatlik uykuyla duruyorum efendim, göz kırptırmıyor bu iş. Hala üzerinde çalışmaktayım.

– Bu sabahki toplantıya da katılma Cahit. İster ofisine geç istersen evinde çalış. Ama ne yap, et o şifreli dosyayı bana ulaştır. Bu işi başarırsan Beykoz’daki villalarımızdan birisi senin. Ev hediyesi olarak da arabanı yenilerim artık. Bunlar seni motive etmeye yeterli olmuştur sanırım, hadi dostum, sana güveniyorum. Başaracaksın. Dııt, dııt, dııt, dıııt…

– Lanet olası herif, bir bu eksikti. Tabi zaten koskoca şirkette Tufan’dan başka çalışan yok. Hay ben size ne diyeyim ya! Kafa bırakmadınız adamda! Ne Tufan’ı abicim kendine gel. Cahit’sin sen Cahit. Ha şöyle…

Bir ucu göz kapaklarına diğer ucu da kulaklarının etrafına dolanmış bir tel uyumasına izin vermiyordu sanki. Neyse ki bu hali uzun sürmedi, telefonu daha elinden bırakamadan olduğu yerde sızdı.
– – – – – – – – – –
Devamı: Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6