İstanbul Sana Sesleniyor

Selam olsun güzel insanlar. Birkaç gündür bi’ şeyler yazma niyetindeydim. Ne zaman bilgisayarımı açıp iki kelam edecek olsam hep bi’ engel çıktı. İstanbul işte. Tam engel denebilir mi bilmiyorum aslında. Neyse, yine niyetlendim bakalım. Bi’ aksilik olmazsa bu bir yazı olacak birazdan.

Uzunca bir süre yazmadım, bu yüzden kısaca aktarayım bu sürede neler olup bittiğini.

En son memleket hasretiyle yanıp tutuştuğumdan, fizik 1 dersinden bütünlemeye kaldığımdan bahsetmiştim. Bütünlemede biraz uçmuşum sanırım, dersi CB ile verdim çok şükür. Bütünlemeden çıktım ertesi gün hemen atladım otobüse gittim Kütahya’ya, özlem giderdim. Bütünleme sınavı yüzünden bir hafta daha eksik tatil yapacaktım yani iki hafta olacaktı tatilim. Bana iki hafta yetmedi, ayrılamadım sevdiklerimden. Okulun ilk haftası ders işlenmez diye bir hafta da kafa tatili yaptım. Ve yirmi günün sonunda yeniden döndüm İstanbul’a.

Otobüsteyken İstanbul’a Ataşehir tarafından giriyoruz. Gökdelenleri, fabrikaları, koca koca depoları görmeye başlayınca aha dedim. Yine geldik İstanbul’a. Yine geldik sonu gelmeyen konvoyların dans ettiği trafiğin ortasına. Çeşmekeşe. İçime bir hüzün çöktü. İstanbul’a her gelişimde ilk gün çöken hüznün aynısı. Ertesi gün geçiyor ama. Alıştım. Yada yoğunluktan hüznümü unutuyorum kim bilir.

Bu belki sizde İstanbul’u sevmediğim, ondan hazzetmediğim fikri oluşturabilir ama yok öyle bir şey.
İstanbul sevilmez mi.
O kalabalıklar etrafını sarar ve döver adamı, sevmiyorum dedin mi.
Ondan sonra kalabalığı gören emniyetin güçlüleri çevik abilerimiz de onların etrafını sarar.
Ondan sonra ilgisiz alakasız, başıboş, ekşın olsa da cebimizden çekirdeğimizi çıkartıp çitlesek, çekirdek bitince de çok akıllı telefonlarımızla video çeksek, iki tane ekşın içerikli tivit atsak derdinde olan halk da çeviklerin etrafını sarar.
Bunca kalabalık yolu kapattığı için de arabalar, otobüsler de onun etrafını sarar.

Yani herkes birbirinin etrafında bi’ çember oluşturur. Ve bunların hepsi istemsizce gelişir. Çünkü memleket öyle bir kalabalık ki sayın okurlar, avucundaki on tane zarı attığında hepsinin de bir gelmesi gibi, yazı gelirse ders çalışacam tura gelirse film izliyecem dediğinde bütün bozuk paralarının yazı gelip ardından kahkaha atması gibi, durakta yirmi dakika otobüs bekleyip neyse daha gelmeyecek heralde bi’ üst durağa yürüyekoyayım dediğinde tam iki durağın ortasındayken yanından senin otobüsünün geçmesi gibi… Yirmi milyon tane “insan” aynı anda birbirinden bağımsız şekilde hareket ettiğinde bile bu halkalar, çemberler oluşuyor. Çünkü insan çok. Gerçekleşme ihtimali binde bir olan olaylar yirmi milyon nüfuslu yerde oluyor sana binde iki bin. Yani istemsizce, her türlü gerçekleşiyor o olaylar.

Ama tüm bunlara rağmen seviyorum İstanbul’u. Yok valla, etrafımı sararlar diye söylemiyorum bunu, ciddiyim. Salacakta kayalıklara oturup Kız Kulesinin ardına dizilmiş koskoca avrupayı izlemenin, Çınaraltında bir çay içmenin, Çengelköy sahilinde dalgaların sesini dinlemenin, Kuleli’de yürüyememenin(metrekareye düşen balıkçı sayısı 3, kalabalık dedik ya o kadar), Divan Yolunda yürüyüp buram buram tarih kokan yapıtları selamlayıp 7 milletten insanla aynı kahvenin kokusunu, aynı tatlının şerbetini hissetmenin verdiği hazzı başka bir yerde bulamıyorum.

Sözün özü, İstanbul adama yaşamayı öğretiyor. Zorluklara karşı boyun eğmemeyi, kalabalıklar arasında yalnız kalındığında sığınacak yeri, binlerce güzellikle birlikte mutlu olmayı, binlerce rezilliğin arasından en az yıkımla çıkmayı öğretiyor.

Onca süredir ne olup bitti onlardan bahsedecektim ama İstanbul’dan girdim, İstanbul’dan çıktım. Bu seferlik böyle olsun. Daha sonra ne olup bittiğini de yazarım. Ha unutmadan…
istanbulun-fermani-sana-sesleniyor
Diyor ki sana İstanbul, sen beni yenemezsin! Eğer bana ‘seni yenicem İstanbul’ dersen, sen kaybedersin. Savaşı sen başlatmış olursun. Sen teksin ben yirmi milyonum, her türlü yenerim. O yüzden gel savaş başlatma, birlikte omuz omuza oturalım, omuz omuza yürüyelim, omuz omuza dertleşelim. Birbirimize özlediklerimizi anlatalım, istediklerimizi…

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

4 Yorumlu

  1. SA 19 Şubat 2015 Cevapla
    • Mustafa 22 Şubat 2015 Cevapla
  2. mustafa 21 Şubat 2015 Cevapla
    • Mustafa 22 Şubat 2015 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6