Gök İtimi Etkisi

Selamlar olsun sizlere
Nasılsınız iyisiniz?
Hal hatır nasıllar?

Hop, arkadaşım napıyosun? O yumurtayı bana atmayacaksın heralde. Bak orada da bi’ tane domates görüyorum. Ben yazıyı yazarken menemen yapın da ağız tadıyla yiyelim. Hem belki uzun süredir yazmayışımı unutmuş olursunuz 😛 Dolapta soğan biber falan var yolluyorum…

Menemen iyidir, candır, heyecandır.

Menemen, İstanbul’daki modernleşme çabalarıyla kıvrım kıvrım kıvrınan insanların karşısında çatalı elinin tersiyle itip, eline ekmeği alıp banarak yiyip özgüven tazelediği için iyidir;
Menemen, acılı oldu mu candır;
Menemen, genellikle sınavdan çıktıktan sonra gittiğim menemencide yediğim için, bitti dert tasa, ekşın şimdi başlasın moduna soktuğu için heyecandır…

Gök itimi olayı

Bir ay olmuş yazı eklemeyeli. Dile kolay, bir ay. Ne çabuk geçmiş bir ay ya. İstanbul’da gök itimi daha fazla sanki, kum saatindeki kumlar daha hızlı dökülüyor gibi. Bir seneyi geçmiş İstanbul’a geleli ve geldiğimden beri zaman problemi yaşıyorum. Oysa memleketimde öyle miydi? Çeşitli yerlere başvururken başvuru formlarında boş zamanlarınızda neyle meşgul olursunuz sorularına hep hangi boş zaman diye cevap verdim bir senedir. Zamanın boş yere geçmesini tabi ki istemiyorum, hatta öyle bir boşluk olursa da bir şey yapmazsam üzülürüm herhalde diye düşünüyorum. Bilmiyorum. Bunun doğruluğunu ispatlamak için o boş zamanın gelmesini beklemek gerekecek.

Biz seninle güzelim, aynı kitabın sayfaları arasında kaybolmalıydık

Ama şöyle düşünüyorum da elime çayımı yada kahvemi alıp yatağımın üzerinde ayaklarımı uzatıp güzel bir kitabın sayfaları arasında kaybolmayalı ne kadar oldu, bilemiyorum. Zaman sıkıntısından dolayı Dan Brown – Cehennem kitabını iki ay gibi bir sürede okudum. E haliyle sadece toplu taşımada okuyunca böyle oluyor.
Kitap demişken, yeni kitaplar aldım;
İknanın Psikolojisi – Robert Cialdini
Peynirimi Kim Kaptı – Spencer Johnson
Garanti Karantina – Murat Menteş
Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar
Milena’ya Mektuplar – Kafka
1984 – George Orwell
1984’ü okumaya başladım ve sanıyorum 120. sayfa civarındayım. Hepsini okumam ne kadar zamanımı alır bilemiyorum. Ama hepsinin birbirinden güzel olduğunu düşünüyorum.

Her şey yazılabilir ama her yazılan okunamaz

İki hafta kadar önce vize haftasını atlatmıştım. Vizelerin üzerinden onca zaman geçmesine rağmen yazamadım üç beş bir şeyler. Aslında yazıyorum arada ama blogda paylaşamıyorum. Vakti zamanında bu konu üzerine üç beş kelam yazmıştım şuralarda bir yerlerde: Çayyaşın Selamı Var.

Düşünmek düşünmekse eğer, düşünmek düşünmemektir

Şu sıralar derin düşünceler arasında kayboluyorum daha çok. Biliyorsunuz ki bilgisayar mühendisliği bölümünde birinci sınıfım. Geçenlerde bi’ yazılımcının mesleği bırakma hikayesini okumuştum ve yazısındaki birkaç cümle beni çok etkiledi. Nerede okuduğumu hatırlamadığım için direkt alıntı yapamıyorum, kendi cümlelerimle olayı yansıtayım istiyorum. Yazılımcıysan bir ofis ortamında çalışacaksın. Ofisinde kocaman bir pencere olacak, şehir manzaralı. Dışarıda yağmur yağacak, yağmuru izleyeceksin ne hoş yağmur diyeceksin. Rüzgar esecek, havada uçuşan yaprakları göreceksin, mevsim sonbahar diyeceksin belki ofisindeki son model klimayı açıp biraz ferahlayacaksın. Hava günlük güneşlik olacak ne güzel hava be abi diyeceksin. Kar yağacak, sevineceksin o yağan karları izlemekten. Ama tüm bunlar olurken sen pencerenin arkasından izliyor olacaksın. Güneş tenini ısıtmayacak, ağzını açıp yağmur tanelerini yutmaya çalışamayacaksın, o rüzgarda uçuşan yaprakların hiç birisi suratına çarpmayacak yada gözüne toz kaçmasın diye ellerinle gözünü korumaya çalışamayacaksın. Kar yağdığında avucunu açıp kar tanelerinin avucuna düşüşünü ve eline temas eder etmez eriyişini hissedemeyeceksin. Sadece pencerenin arkasından tüm bunları izliyor olacaksın. Tıpkı yeşilçam filmlerini yada duygusal hint filmlerini izler gibi.

Bi’ yazılımcı bilgisayarını götürebildiği her yerde çalışabilir, ister bir cafede isterse bir parkta diyemezsiniz yurdumuz standartlarında. Çalışanına bu imkanı tanıyacak bir şirket olduğunu zannetmiyorum. Varsa da eğer ben bilmiyorum, siz biliyorsanız bana söyleyin de bu düşünceli halime bir ışık tutun.

basarinin-formulu
Bir de internette yer alan yetenek testleri var. Hemen hepimiz okuduğumuz okulları tercih etmeden önce bu yetenek testlerine rastlamışızdır. Onlar gerçek değil, hem çok saçma geyiğine girmeyin iki dakika. Ciddi bir şey anlatıyorum şurda (: Birkaç farklı test çözmüştüm. Bilgisayar mühendisliğidir, makinedir, elektriktir bu tarz mühendisliklere ilgim %30 çıkıyor. Mimarlık, tasarım türevleri 70 80 seviyesinde oluyor. İşte yazarlıktır, sanattır bu tarz alanlar da yine 80 civarında oluyor. Allah Allah diyorum. Bugüne kadar hep sayısal derslerde başarılı oldum, sözelle bi’ alakam olmadı. Ama alan olarak ilgimin eşit ağırlık – sözel alanlarına doğru kaydığını görüyorum. Sayısal dersleri de götürebiliyorum.
Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça!

Bir de günümüzde birçok kişinin yaşadığını düşündüğüm kalabalıklar arasında yalnız olma durumu var. Allaha şükür güzel arkadaşlarım var. Güzel sohbetler, muhabbetler döndürüyoruz, dertleşiyoruz. Yaşantımdan memnunum, mutluyum.
Ama o yalnızlık hissi de var.
Eksik olan bir şeyler var gibi…

Sahi… Eksik dedim de çay demlemeyi unuttum. Menemen davasına çayı unuttuk iyi mi. Menemenin yeri ayrı, çayın yeri ayrı. O notu da bi düşelim yani.

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

7 Yorumlu

  1. İsmail Duran 13 Aralık 2014 Cevapla
  2. Lacivert 18 Aralık 2014 Cevapla
    • Mustafa 19 Aralık 2014 Cevapla
  3. Sercan 10 Ocak 2015 Cevapla
    • Mustafa 13 Ocak 2015 Cevapla
    • Mustafa 13 Ocak 2015 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6