Gök İtimi Etkisi

30 Kasım 2014 7 0

Selamlar olsun sizlere
Nasılsınız iyisiniz?
Hal hatır nasıllar?

Hop, arkadaşım napıyosun? O yumurtayı bana atmayacaksın heralde. Bak orada da bi’ tane domates görüyorum. Ben yazıyı yazarken menemen yapın da ağız tadıyla yiyelim. Hem belki uzun süredir yazmayışımı unutmuş olursunuz 😛 Dolapta soğan biber falan var yolluyorum…

Menemen iyidir, candır, heyecandır.

Menemen, İstanbul’daki modernleşme çabalarıyla kıvrım kıvrım kıvrınan insanların karşısında çatalı elinin tersiyle itip, eline ekmeği alıp banarak yiyip özgüven tazelediği için iyidir;
Menemen, acılı oldu mu candır;
Menemen, genellikle sınavdan çıktıktan sonra gittiğim menemencide yediğim için, bitti dert tasa, ekşın şimdi başlasın moduna soktuğu için heyecandır…

Gök itimi olayı

Bir ay olmuş yazı eklemeyeli. Dile kolay, bir ay. Ne çabuk geçmiş bir ay ya. İstanbul’da gök itimi daha fazla sanki, kum saatindeki kumlar daha hızlı dökülüyor gibi. Bir seneyi geçmiş İstanbul’a geleli ve geldiğimden beri zaman problemi yaşıyorum. Oysa memleketimde öyle miydi? Çeşitli yerlere başvururken başvuru formlarında boş zamanlarınızda neyle meşgul olursunuz sorularına hep hangi boş zaman diye cevap verdim bir senedir. Zamanın boş yere geçmesini tabi ki istemiyorum, hatta öyle bir boşluk olursa da bir şey yapmazsam üzülürüm herhalde diye düşünüyorum. Bilmiyorum. Bunun doğruluğunu ispatlamak için o boş zamanın gelmesini beklemek gerekecek.

Biz seninle güzelim, aynı kitabın sayfaları arasında kaybolmalıydık

Ama şöyle düşünüyorum da elime çayımı yada kahvemi alıp yatağımın üzerinde ayaklarımı uzatıp güzel bir kitabın sayfaları arasında kaybolmayalı ne kadar oldu, bilemiyorum. Zaman sıkıntısından dolayı Dan Brown – Cehennem kitabını iki ay gibi bir sürede okudum. E haliyle sadece toplu taşımada okuyunca böyle oluyor.
Kitap demişken, yeni kitaplar aldım;
İknanın Psikolojisi – Robert Cialdini
Peynirimi Kim Kaptı – Spencer Johnson
Garanti Karantina – Murat Menteş
Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar
Milena’ya Mektuplar – Kafka
1984 – George Orwell
1984’ü okumaya başladım ve sanıyorum 120. sayfa civarındayım. Hepsini okumam ne kadar zamanımı alır bilemiyorum. Ama hepsinin birbirinden güzel olduğunu düşünüyorum.

Her şey yazılabilir ama her yazılan okunamaz

İki hafta kadar önce vize haftasını atlatmıştım. Vizelerin üzerinden onca zaman geçmesine rağmen yazamadım üç beş bir şeyler. Aslında yazıyorum arada ama blogda paylaşamıyorum. Vakti zamanında bu konu üzerine üç beş kelam yazmıştım şuralarda bir yerlerde: Çayyaşın Selamı Var.

Düşünmek düşünmekse eğer, düşünmek düşünmemektir

Şu sıralar derin düşünceler arasında kayboluyorum daha çok. Biliyorsunuz ki bilgisayar mühendisliği bölümünde birinci sınıfım. Geçenlerde bi’ yazılımcının mesleği bırakma hikayesini okumuştum ve yazısındaki birkaç cümle beni çok etkiledi. Nerede okuduğumu hatırlamadığım için direkt alıntı yapamıyorum, kendi cümlelerimle olayı yansıtayım istiyorum. Yazılımcıysan bir ofis ortamında çalışacaksın. Ofisinde kocaman bir pencere olacak, şehir manzaralı. Dışarıda yağmur yağacak, yağmuru izleyeceksin ne hoş yağmur diyeceksin. Rüzgar esecek, havada uçuşan yaprakları göreceksin, mevsim sonbahar diyeceksin belki ofisindeki son model klimayı açıp biraz ferahlayacaksın. Hava günlük güneşlik olacak ne güzel hava be abi diyeceksin. Kar yağacak, sevineceksin o yağan karları izlemekten. Ama tüm bunlar olurken sen pencerenin arkasından izliyor olacaksın. Güneş tenini ısıtmayacak, ağzını açıp yağmur tanelerini yutmaya çalışamayacaksın, o rüzgarda uçuşan yaprakların hiç birisi suratına çarpmayacak yada gözüne toz kaçmasın diye ellerinle gözünü korumaya çalışamayacaksın. Kar yağdığında avucunu açıp kar tanelerinin avucuna düşüşünü ve eline temas eder etmez eriyişini hissedemeyeceksin. Sadece pencerenin arkasından tüm bunları izliyor olacaksın. Tıpkı yeşilçam filmlerini yada duygusal hint filmlerini izler gibi.

Bi’ yazılımcı bilgisayarını götürebildiği her yerde çalışabilir, ister bir cafede isterse bir parkta diyemezsiniz yurdumuz standartlarında. Çalışanına bu imkanı tanıyacak bir şirket olduğunu zannetmiyorum. Varsa da eğer ben bilmiyorum, siz biliyorsanız bana söyleyin de bu düşünceli halime bir ışık tutun.

basarinin-formulu
Bir de internette yer alan yetenek testleri var. Hemen hepimiz okuduğumuz okulları tercih etmeden önce bu yetenek testlerine rastlamışızdır. Onlar gerçek değil, hem çok saçma geyiğine girmeyin iki dakika. Ciddi bir şey anlatıyorum şurda (: Birkaç farklı test çözmüştüm. Bilgisayar mühendisliğidir, makinedir, elektriktir bu tarz mühendisliklere ilgim %30 çıkıyor. Mimarlık, tasarım türevleri 70 80 seviyesinde oluyor. İşte yazarlıktır, sanattır bu tarz alanlar da yine 80 civarında oluyor. Allah Allah diyorum. Bugüne kadar hep sayısal derslerde başarılı oldum, sözelle bi’ alakam olmadı. Ama alan olarak ilgimin eşit ağırlık – sözel alanlarına doğru kaydığını görüyorum. Sayısal dersleri de götürebiliyorum.
Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça!
https://twitter.com/mustitrk/status/537375216650170368

Bir de günümüzde birçok kişinin yaşadığını düşündüğüm kalabalıklar arasında yalnız olma durumu var. Allaha şükür güzel arkadaşlarım var. Güzel sohbetler, muhabbetler döndürüyoruz, dertleşiyoruz. Yaşantımdan memnunum, mutluyum.
Ama o yalnızlık hissi de var.
Eksik olan bir şeyler var gibi…
https://twitter.com/mustitrk/status/532603290429972480

Sahi… Eksik dedim de çay demlemeyi unuttum. Menemen davasına çayı unuttuk iyi mi. Menemenin yeri ayrı, çayın yeri ayrı. O notu da bi düşelim yani.

Tags: eksik birşeyler var, garip, gök itimi, menemen candır, sana koşmak isterim derman yok dizlerimde, yalnızlık hissi, zaman ne çabuk geçmiş Categories: Genel, Günlük
share TWEET PIN IT SHARE share share
Mustafa Türk

Selam olsun diyerek başlıyorum yazmaya. Yazılarımdan birkaçını okumuşsanız kafanızda bir Mustafa resmi canlanmaya başlamıştır. Silüet demek daha doğru olabilir aslında. Kütahya’nın dehşetli soğuklarının olduğu bir kış vaktinde gece yarısı doğmuşum. Geceye olan sevdamın kaynağı bu noktaya dayanıyor olabilir. Ve bu yazının devamı okunmak istenmiş olabilir. Devamı...

Yorumlar
  1. -

    Merhaba,
    Blogumda site incelemeleri, site içi etkinlikler ve Blog Veritabanı konularında yayınlar yapmaktayım. Blogum hakkında değerli yorumlarınızı önemsiyorum teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.

  2. -

    Günlerle de Mikail mi ilgileniyor? 😀

    1. -

      Yok sanmam Laci (:
      Benimkisi biraz şey gibi oldu. Hani babandan bir şey isteyecek olursun ama çekinirsin, anneden istersin o babaya söyler misali 🙂
      Bu örnek nasıl oldu bilmiyorum ama inşallah yanlış bir kelime kullanmamışımdır.

  3. -

    emeği geçen herkese teşekürler 🙂 Elinize sağlık

    1. -

      He 15 kişiyle oturduk yazdık bu yazıyı. 15 kişinin sözcüsü olarak teşekkür ediyorum. 🙂

  4. -

    Öncelikle benim gibi uzun zaman yazamayan birini bulduğum için sevindim 😛 Aldığın kitaplar çok iyi seçimler olmuş. Ben de aynı sen gibi sadece toplu taşımada okuyordum ama bir de yatmadan önce okumaya başladım. Hemen uykum geliyor. Uyku sorunun varsa değerlendir bu öneriyi 🙂 Mesleğe veda yazısını ben de okudum ama şöyle düşün: Bir başka meslekte de aynı sendroma yakalanacaksın. Marangoz, sahaf, yazılımcı, memur ya da cankurtaran hepsi bir gün bir şekilde “Vay anasını ben ne yapıyorum ya, hayatı ıskalıyorum” diyecek. Merak etme, sen kendini değiştirip dönüştürecek şeyler bulursun. Çay varsa içerim 2-3 bardak 🙂

    1. -

      1984 ve Peynirimi Kim Kaptıyı bitirdim ve şuan İknanın Psikolojisini okuyorum abi. Ortak zevkimiz olan Garanti Karantinayı ise yanımdan ayırmıyorum. Canım mı sıkıldı, boş bir vakit mi buldum, hemen çıkartıp bir şiir patlatıyorum. Çok güzel ve bana göre çok ciddi bir emek ve sanat içeren kitabı gösterdiğim kişilerin çoğu beğendi. Ama devamlı elimde görenler de 15 aydır bir kitabı bitiremedin tepkisi verdi 🙂
      Kafamı karıştıran konu hakkında haklısın fakat hislerimle mantığımın çelişkisinden kurtarmaya yetmiyor malesef 🙁
      Çay her zaman vardır abi, gel içelim 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir