Farklı Bakış Açılarına Patron Olun

Bugün Türkün Yerinin 4. ayı olmasının şerefine tüm Marmara Üniversitesine çay ısmarlıycam dedim, gaza getirdim onlar da jest olsun diye dersleri iptal ettiler. Ders yok, boşum, yine düşüncelere daldım. Boş kaldıkça yapıyorum arada böyle. Çok düşünüyosun, olmayacak şeyleri düşünme, düşünüpte memleketi mi kurtarıcan diyenler olmuyor değil. Ama Allah insanları yaratırken hayvanlardan farklı kılmış. Hayvana içgüdü vermiş, güdüleriyle hareket etsin diye. İnsana akıl vermiş, düşünsün de yaşasın diye. Bunun dışında insanla hayvan arasında hiçbir fark yoktur. Bilimde insanlar aslında hayvandır (memeli). Biyoloji derslerinizi hatırlayın. Canlılar ikiye ayrılırlar prokaryotlar ve ökaryotlar. Biz ökaryotgillerden oluyoruz. Ökaryotlar da protistalar, mantarlar, bitkiler ve hayvanlar diye ayrılırlar. İnsanlardan kimse bahsetmez. İnsan olduğunu kendin ispatlaman gerekir. Arkadaşımıza yada herhangi bir kişiye ‘hayvan’ dediğimizde eğer bu kişi düşünme yeteneğini kullanan birisi değilse hakaret etmiş sayılmayız. Yani çevrenizdeki düşüncesiz kişilere hiç çekinmeden hayvan diyebilirsiniz. Neyse, konuya dönelim. Okuldan mezun olmuş olsam, yada olmasam da kendi işimi kursam, kendi işimin patronu olsam nasıl olur diye düşünüyordum. Hayalimdir kendi işimin patronu olmak.

Çoğu kişi ister aslında kendi ofisini açmayı, kendi işini yapmayı, emir alan değil emir veren olmayı. Neden isteyelim ki belirli bir maaşla çalışmayı, belirli bir mesai saatinin olmasını, sabah 8 de iş başında olmayı, o işin elbisesini giymeyi, senden daha az bilgili ama sadece patron olduğu için hayatının onun ağzından çıkacak iki kelimeye bağlı olduğu için emirlerine uymak zorunda olmayı?

kendi-isinin-patron-olmakKendi işimizin patronu olsak ne de güzel olur değil mi? Uyandın saat 10 olmuş, aha geç kaldım telaşı yok, vur kafayı yat yarım saat daha, hatta ne yarım saati patron değil miyim akşama kadar yatarım. Bugün keyifsiz miyim, ne işim var ofiste, sekreter raporu verir zaten. Canım sıkıldı bi ortalığı kolaçan edeyim ne var ne yok diyorsun işe gideceksin, ne gerek var takım elbiseye sakal tıraşına patronsun, çek kotunu tişörtünü tamam. Herşey yolunda mı o zaman bir ödülü hakettin, al aileni bir tatile çık, havalar da güzelleşiyor zaten…

Rahatlık, konfor maksimize durumda değil mi? Ama bu hayalleri kurarken göremediğimiz bir nokta da var. Hani emir alma emir verme kısmı vardı ya. Orayla ilgili. Çalışan olduğumuzda patron bize emir verir biz de aldığımız emirleri uygularız. Bu kısımda problem yok (yok tabi, sıkıysa uygulama). Ama patron kimden emir alır bunu aklımıza bile getirmiyoruz. Patron emir mi alırmış saçmalama demeyin. Patron, şirketin sahibi, nerden para kazanıp biz çalışanlara para veriyor? Müşterilerinden. İşte kilit nokta bu. Patron müşterilerinden emir alıyor.

Müşterilerinin emirlerini yerine getirmezse, onları memnun edemezse işi kaybeder, parayı alamaz, parayı alamazsa bize parayı veremez, biz parayı alamazsak ya greve çıkarız yada istifa ederiz. Şirket batar. Böyle düşününce çalışanın bir patronu oluyor, patronun çok patronu.

Bir de maaş olayı var. Belirli bir maaşımızın olması iyi birşey aslında. 3 bin liraysa her ay alırsın 3 bin liranı işine bakarsın, yeter yada yetmez onu bilemem.

Patron olunca maaşları dağıttıktan sonra kalan paranın tamamı senin de olmuyor ki. Şirketinin geliri bu ay 500 bin lira, çalışanlarına 200 bin lira, faturalara masraflara 100 bin lira gitti, 200 bin lira kaldı. Bu para benim cebe girer diyemiyorsun ki. İnovasyon gerek, gelişmek gerek, gelişemiyorsan bile en azından pozisyonunu koruyabilmek gerek, rakiplerin olduğunu unutmamak gerek. Bu 200 bin lirayla bunları yapabilmen gerek. Yapman gerekeni yaptın, 100 bin lira arttı mı, yine bunun tamamını kendine alamazsın ki, gözün yemez. Bir ay sonra nasıl bir durumda olacağını bilmiyorsun sonuçta, şirketinin kasasına atacaksın. Evet, çalışanlarından daha fazla gelirin olacak belki ama, şirketini kaybetmeyi göze alamayacaksın, diken üstünde oturup herşeyi hesap etmek zorunda olacaksın.

Örnek vermek gerekirse, kendi işinin patronu olmak mavi silgi olsun. Neden mavi silgi diye sormayın. Kütüphanedeyim, elimdeki imkanlar dahilinde örnek veriyorum (:

bakış açısının önemi
 
Solda gördüğümüz mavi silgi bizim hayalimiz. Eğer bu hayalimize ulaşabilirsek mutlu olacağımızı, çevresinde mutlu olmamızı sağlayacak gülen yüz, kahkaha atan yüz, aşkla bakan yüzler görüyoruz. Bunlar bizim silgimizi cazip kılan şeyler. Silgiye sahip olursak eğer çevresindeki bu neşeli, tatlı şeylere de sahip olacağız.
 
 

Sıkıldığınız halde yazıyı buraya kadar okuduysanız eğer, hayallerinize hedeflerinize giden yolda yılmadan usanmadan koşabilme potansiyeline sahipsiniz demektir. Tebrik ederim bu azim ve kararlılıkla hedefinize ulaştınız diyelim.

bakis-acisinin-onemi-2Mavi silgi artık sizin. Hemen şu sağ tarafta duruyor bakın. İhtişamı göz kamaştırıyor değil mi? Bunu kutlayabilirsiniz. Ama bir saniye, önce silgiye bir tıklayalım, doya doya bir bakalım değil mi. Silginin çevresindeki neşeli, tatlı, şeker şeylerin yanındaki dertleri, tasaları, silginin meziyetlerini gördünüz mü?
 

Silgiye ulaşmadan önce bu eksileri görememiştik, artıları sayesinde mavi silgi bizim kızıl elmamız, hedefimiz olmuştu.

 
Bu örnekte anlatmak istediğim nokta, çevremizdeki iyi veya kötü olarak nitelendirdiğimiz şeylerin aslında sadece bizim bulunduğumuz noktadan öyle gözüktükleridir. Farklı bakış açılarıyla yaklaşmalıyız olaylara. Kendi işimizin patronu olmak bizim hedefimizse ve patron olmanın artıları bunun bizim hedefimiz olmasının sebebiyse farklı açılardan yaklaşmazsak, hedefimize ulaşsak bile mutlu olamayabiliriz. Çok güzel, çok tatlı, ye beni der gibi gözüken elmanın içinden kurt çıkabilme ihtimalini de göz önünde bulundurarak, dikkatli yemeliyiz.

İzninizle mavi silgimi alabilir miyim. Tabiki sadece bir örnekti, mavi silgimi verecek değilim ya. Dün 3 kırtasiyeye sordum bulamadım, kalmamış. Valla kusura bakmayın sevgili takipçi. Benim için ne kadar değerli de olsanız vazgeçilmezimi sizde bırakamam (:

Siz ne diyorsunuz kendi işinizin patronu olmak konusunda?

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

24 Yorumlu

  1. Dost Biri 11 Mart 2014 Cevapla
    • Mustafa 14 Temmuz 2014 Cevapla
  2. Seyyah Elma 21 Mart 2014 Cevapla
  3. Dost Biri 14 Temmuz 2014 Cevapla
    • Mustafa 14 Temmuz 2014 Cevapla
      • Dost Biri 14 Temmuz 2014 Cevapla
        • Mustafa 14 Temmuz 2014 Cevapla
  4. ahmet 25 Temmuz 2014 Cevapla
  5. Evrenselist 2 Ağustos 2014 Cevapla
    • Mustafa 1 Eylül 2014 Cevapla
  6. HızlıAdam 30 Ağustos 2014 Cevapla
    • Mustafa 30 Ağustos 2014 Cevapla
  7. BilgiEhli 22 Aralık 2014 Cevapla
    • Mustafa 23 Aralık 2014 Cevapla
  8. Ozan Yamak 29 Ekim 2015 Cevapla
  9. Turgay 18 Şubat 2016 Cevapla
  10. kaan 11 Mart 2016 Cevapla
  11. Erhan 10 Kasım 2016 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6