Buruşmuş Kağıt Topları

Nasıl başlıyacağımı bilemiyorum. Buruşturulmuş kağıt yığınlarının oluşturduğu bir manzaraya karşı yazıyorum. Tam söze başlayacakken dalıp gidiyorum şuracıkta duran kağıtların oluşturduğu tepede cıvıldaşan kuşlar ve kur yapan çiçeklere. Tepenin iki yanından kıvrılıp gelen çayda atını sulayan bir adam görüyorum. Adamın yüz ifadesini tam seçemiyorum buradan ama tepenin ardından ışığını demet demet cömertçe sunan şu diğerlerine nazaran biraz daha büyük duran buruşmuş kağıt sayesinde adamın yüzünden yansıyan ışık dikkatimi çekiyor. Suratı ıslak. Ağlıyor sanırım. Yok yok terlemiştir belki de. Yüzünü yeni yıkamış da olabilir. Hem erkek adam ağlar mı. Bir şeyler mırıldanıyor gibi ama anlayamıyorum malesef…

Biliyorum, söze bir türlü başlayamadığım için kızıyor olacaksın belki de.

Tamam bu sefer başlıyorum.
Ben senden özür diliyorum.

Senden gizlememeliydim bu halimi. Belki gizlemeseydim şimdi bu yazıları yazıyor olmazdım, gözlerin manzarasına karşı oturmuş çay içiyor olurduk. Ama söyleyemedim. Söyleyemedim sana doktorun dediklerini. En ufak bir şeye moralim bozulsa hemen gözlerin doluyor, yemeden içmeden kesiliyordun. Kıyamadım söylemeye. Nasıl derdim sana gözlerinin içine bakarken gözleri gülen adam aslında iki kişilikli. Nasıl derdim sen benim diğer yarımı bilmiyorsun. Nasıl derdim ki derdimi. Doktor demişti ki her duygum çok yoğun olacakmışmış. Mutluluğum da öfkem de doruklarda olacakmışmış. Senin yanında gülerken ne de güzel gülüyorduk değil mi?

Bir akşam yanımda arkadaşımla gelmiştim de bizimle kalacağını öğrendiğinde kızmıştın ya hani beni yanına çekip de. Sana merdivenden düştüğünü yardımcı olmam gerektiğini söylemiştim. Aslında ben ona değil o bana yardım ediyordu o akşam. Eve gelmeden önce diğer yarımla ona saldırmışım. Düşünebiliyor musun kardeşime saldırmışım. Kendime geldiğimde beni yalnız göndermemişti sağolsun. Olur da diğer yarım sana zarar verecek olursa bana engel olacaktı.

Kendi kendime, sana belli etmeden tedavi olabileceğimi düşünüyordum. Bendeki bu değişimi görüp bir şey söylemediğime kızgın olduğunun farkındaydım. Ama nasıl söylerdim sana. Nasıl derdim karşındaki adam deli olmuş, kafayı yemiş diye. O gün bana kızıp sinirlice çıkmasaydın keşke. Bizi öfke ayırdı gül yüzlüm. Gözünü kapadı öfken. Göremedin o hınzırca gelen arabayı.
Özür dilerim. Çok özür dile…

Görüyor musun bak yine ıslandı kağıt. Senden ayrılalı hiçbir işi beceremez oldum biliyor musun. Belki sen yanımdayken becerdim sandığım işlerde de senin parmağın vardı. Söze başlayamıyorum, başlayınca da böyle yarıda kalıyor işte…

Bir kağıt daha heba oldu. Bu kağıdı da bırakamayacağım yarın mezarına. Kim bilir bu kağıt buruşup fırlattıktan sonra hangi surete bürünecek.

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

2 Yorumlu

  1. Dizimin Dibi 12 Haziran 2015 Cevapla
  2. Ayça Şahin 7 Ekim 2015 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6