Buruşmuş Kağıt Topları

Mustafa Türk

Nasıl başlıyacağımı bilemiyorum. Buruşturulmuş kağıt yığınlarının oluşturduğu bir manzaraya karşı yazıyorum. Tam söze başlayacakken dalıp gidiyorum şuracıkta duran kağıtların oluşturduğu tepede cıvıldaşan kuşlar ve kur yapan çiçeklere. Tepenin iki yanından kıvrılıp gelen çayda atını sulayan bir adam görüyorum. Adamın yüz ifadesini tam seçemiyorum buradan ama tepenin ardından ışığını demet demet cömertçe sunan şu diğerlerine nazaran biraz daha büyük duran buruşmuş kağıt sayesinde adamın yüzünden yansıyan ışık dikkatimi çekiyor. Suratı ıslak. Ağlıyor sanırım. Yok yok terlemiştir belki de. Yüzünü yeni yıkamış da olabilir. Hem erkek adam ağlar mı. Bir şeyler mırıldanıyor gibi ama anlayamıyorum malesef…

Biliyorum, söze bir türlü başlayamadığım için kızıyor olacaksın belki de.

Tamam bu sefer başlıyorum.
Ben senden özür diliyorum.

Senden gizlememeliydim bu halimi. Belki gizlemeseydim şimdi bu yazıları yazıyor olmazdım, gözlerin manzarasına karşı oturmuş çay içiyor olurduk. Ama söyleyemedim. Söyleyemedim sana doktorun dediklerini. En ufak bir şeye moralim bozulsa hemen gözlerin doluyor, yemeden içmeden kesiliyordun. Kıyamadım söylemeye. Nasıl derdim sana gözlerinin içine bakarken gözleri gülen adam aslında iki kişilikli. Nasıl derdim sen benim diğer yarımı bilmiyorsun. Nasıl derdim ki derdimi. Doktor demişti ki her duygum çok yoğun olacakmışmış. Mutluluğum da öfkem de doruklarda olacakmışmış. Senin yanında gülerken ne de güzel gülüyorduk değil mi?

Bir akşam yanımda arkadaşımla gelmiştim de bizimle kalacağını öğrendiğinde kızmıştın ya hani beni yanına çekip de. Sana merdivenden düştüğünü yardımcı olmam gerektiğini söylemiştim. Aslında ben ona değil o bana yardım ediyordu o akşam. Eve gelmeden önce diğer yarımla ona saldırmışım. Düşünebiliyor musun kardeşime saldırmışım. Kendime geldiğimde beni yalnız göndermemişti sağolsun. Olur da diğer yarım sana zarar verecek olursa bana engel olacaktı.

Kendi kendime, sana belli etmeden tedavi olabileceğimi düşünüyordum. Bendeki bu değişimi görüp bir şey söylemediğime kızgın olduğunun farkındaydım. Ama nasıl söylerdim sana. Nasıl derdim karşındaki adam deli olmuş, kafayı yemiş diye. O gün bana kızıp sinirlice çıkmasaydın keşke. Bizi öfke ayırdı gül yüzlüm. Gözünü kapadı öfken. Göremedin o hınzırca gelen arabayı.
Özür dilerim. Çok özür dile…

Görüyor musun bak yine ıslandı kağıt. Senden ayrılalı hiçbir işi beceremez oldum biliyor musun. Belki sen yanımdayken becerdim sandığım işlerde de senin parmağın vardı. Söze başlayamıyorum, başlayınca da böyle yarıda kalıyor işte…

Bir kağıt daha heba oldu. Bu kağıdı da bırakamayacağım yarın mezarına. Kim bilir bu kağıt buruşup fırlattıktan sonra hangi surete bürünecek.

2013 yılından beri 'bi çayyaş daha...' sloganıyla blog yazıyorum. Yazdığım yazıların türü edebiyatta deneme kategorisine giriyor. Bilgisayar Mühendisiyim ve IOS Geliştirici olarak çalışıyorum. Yürümeyi ve farklı mizaçtaki bitkileri bir araya getirip çay denemeleri yapmayı seviyorum...Devamı

Yorumlar

  1. Dizimin Dibi 12 Haziran 2015

    Blogunuzun sıkı takipçisiyim yazdıgınız her yazıyı zevkle okuyorum yine güzel bir yazı yazmışsınız elinize sağlık daha devamını bekliyoruz .)

    Cevapla
  2. Ayça Şahin 7 Ekim 2015

    Okuyunca kağıt tepesi felan.. Sandım ki geri dönüşüm kutusu :) Ama çok büyük bir duygu ile anlatmışsınız.

    Cevapla
  3. elegant 5 Mayıs 2017

    başlığı ile konu hiç beklediğim gibi çıkmadı anlatımınız harika duyguları anlatırken yaşatmışsın resmen. Bu olaylar sonrasında insan duygulanıp kağıt kaleme sarılsa da beceremediğini anlayınca bırakmasını da bilmek gerek.
    Harika anlatım teşekkürler.

    Cevapla
  4. Zafer 22 Eylül 2017

    çok ilgi çekici

    Cevapla