Bu Yaşta Sakalların Ağarması

12 Ağustos 2016 9 0

Hangi yaşta?

Selam olsun güzel insanlar! desem her seferinde olduğu gibi yine selamımı alacak kişiler çıkar mı acaba oralarda? Yoksa uzunca bir süredir selam veremeyişimden dolayı duvarlarının köşelerinde koca koca örümcek ağlarının oluştuğu, tavandan akmış suyun biriktiği yerde birbirini keseleyen hamam böceklerinin sesleriyle dolup taştığı köhne bir barakaya mı döndü oralar?

Abartı değil bu sefer, evet epey oldu görüşmeyeli. Söyleyecek birçok şey birikti bu süreçte. Fakat şu noktada ne söylenir, ne söylenmesi gerekir, ne söylenmemeli bilemiyorum. Lakin birazcık bahsetme gerekliliği hissediyorum göz kapaklarımın üzerinde. Şayet bahsetmez isem bahsedemediklerimin ağırlıkları altında kalacak gözlerim ve uykuya yenik düşeceğim şu uyunmaması gereken kerahatlerde.

Ne çok gereklilik var değil mi? Bu kadar çok gerekliliğe ne gerek var bilemiyorum gerçekten. Bilmek de istemiyorum, şayet bilmek de ağır gelir oldu. Yordu. Boğdu. Soldurdu. Doldurdu.

Sorgulamadan indireyim darbeleri o halde yeni tanıştığım bilgisayarımın klavyesine. Sanırım yine kullanmak istemediğim bir kelime kullandım. Neyse Allah devlete zeval vermesin. Sorgulamamaya devam edeyim, eğer sorgulamaya yeltenecek olursam koskoca bir Mehdilerinin arkasından ellerinde sarı kapaklı risaleler taşıyan sözde cemaatin tüm ferdlerini sorgulamam gerekecek ki bu istenmeyen bir şey benim ve selamımı alacak kişiler için.

yesil-elma-yorgunluk

Mart ayından bu yana olup bitenlerden bahsedeyim hızlıca, ki yoğunluğumdan haberdar olun da bana hak verin, küsmeyin, yalnız bırakmayın.

Nisan ayından Haziran ortalarına kadar kendimi vakti zamanında gereken ehemmiyeti vermediğim derslerime verdim. Dersleri takip ettim. Hatta hiç verimli olmayan derslere bile gittim. Uyumak için vakit bulamayan birisi için bu dersler lunaparka gitmiş çocuğa babasının bir de pamuk şeker aldığında duyduğu mutluluğu yaşatır neredeyse. “Ne abarttın be hacı” deme güzel insan. Okula gittiğim günlerde günümün 8 saatini, gitmediğim günlerdeyse 18 – 19 saatini bilgisayar başında geçirdiğim günlerden bahsediyorum. Bu süreçte derslerimi toparladım, bir tanesi hariç. Fakat bu yoğunluğun benden söküp aldığı birçok şey oldu. Mesela alttaki tiviti atmama sebep oldu.

Siz bu sürecin bitip de Ramazan ayında memlekete dönmenin verdiği hissi bilir misiniz? Siz hiç derin bir nefes aldığınızda havadaki oksijen kokusunun tadını genzinizde hissettiniz mi? Ben hissettim. Allah’ın bize verdiği bu oksijen gibi nimetin varlığına ilk kez bu kadar şükrettim.

3 hafta kadar kaldım memeleketim Kütahya’da. Ardından İstanbul’a geri döndüm. Koşturmaca hiç bitermi? Bitmeeeezz. İstanbul’da koşamazsan düşürür çünkü. Yerde gezen karıncalar nanik yapar sana gözünün önünde.

Yaz okulundan iki ders alıyorum. Birisi alttan, birisi üstten. Üstten olan ders güzel. Sevimli. Ama yorucu. O derse gidiyorum. Haftada 3 gün, öğlene kadar. Alttan aldığıma gitmiyorum. Gitmem. Para verseler gitmem o adamın dersine. Ama para veririm. Veriyorum da. O gün dersinin olduğunu unutup “Arkadaşlar ben bugün dersimiz olduğunu unutmuşum, haftaya görüşürüz!” şeklinde mail atan bir hocanın dersine gidilir mi hiç?

Sahi yaz okulları neden paralı? Neden böyle bir hocanın yeni alacağı arabasının bir kısmını ben veriyorum? Bilmiyorum. Neyse sorgulamıyorduk fazla, sevilmeyen şeyler bunlar.

Okuldan çıkınca staja gidiyorum. Ofise sabahları gidemeyip öğlen vaktinde gittiğimi bahane edip, çalışmaktan, bir şeyler öğrenmekten de zevk aldığım için akşamları geç çıkıyorum. Akşam 8 civarında çıktığım da olmuyor değil ama genelde 9,10,11,12.. Güzel, güzel. Seviyorum böyle olmasını. Çünkü ilk defa bir yazımı bu kadar verimli geçiriyorum.

Ben yatmayı seven birisi olarak bu yoğunluktan zevk alıyorum ya, ona çok şaşıyorum. Zevk alıyorum alıyorum da yıpranmıyor da değilim hani. Sakallarımın arasından bir tane ağarmış sakal bulunca ağladım bunu. Anladım anladım. Anladım olacaktı.

Neyse, ben fazla dolmuşum, özlemişim yazmayı. Daha fazla uzatmayayım. En kısa zamanda yine bir selam edeceğimi umuyorum sizlere. Sizlere diyorum ama inşallah oralarda selamımı alacak birileri kalmıştır.

Tags: bahaneler, selam olsun, staj, yaz okulu, yoğunluk Categories: Genel, Günlük
share TWEET PIN IT SHARE share share
Mustafa Türk

Selam olsun diyerek başlıyorum yazmaya. Yazılarımdan birkaçını okumuşsanız kafanızda bir Mustafa resmi canlanmaya başlamıştır. Silüet demek daha doğru olabilir aslında. Kütahya’nın dehşetli soğuklarının olduğu bir kış vaktinde gece yarısı doğmuşum. Geceye olan sevdamın kaynağı bu noktaya dayanıyor olabilir. Ve bu yazının devamı okunmak istenmiş olabilir. Devamı...

Related Posts
Yorumlar
  1. -

    Merhaba abi, bu yazıda seni kendinle çelişki içinde gördüm sanki 🙂 Benim saçların arasında ağarmış bir sürü saç var benim hoşuma gidiyor 🙂

    1. -

      İşte bunlar da hayatın soğanı sarımsağı. Atsan atılmaz, satsan satılmaz.

  2. -

    ubeydullah gibi yazmaya başladın.

    1. -

      Selam olsun kargaya, korkuluk bey!

  3. -

    Yaşın kaçtı ki? Sakalın haso ağarmış olanıdır derdi hep dedem rahmetlik.

  4. -

    İnsan hayatin icine girip aktif oldukca, sosyallesince guzel .. Mutlulugun formulu dediginiz gibi yogun olup bos durmamaktan geciyor bence. Bosuna dememisler insan sosyal bir varliktir. Hareketli olmak, firsatlari kovalamak umidi ile selamlar…

  5. -

    Beni bıraksanız 15 saat uyurum herhalde. Ama hayat koşturmacasına öyle bir giriyoruzki sonuç = çalışmak, çalışmak, çalışmak.

    Bu arada sakallar ağırsın, iyidir 😉

  6. -

    Ahh dostum 🙂 Saçlarda ağardı beee

  7. -

    sakalların ağrımış ama çokta şey başarmışsın sonuçta sana böyleside yakışır devam 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir