Benim Çizgim #01: Güdümlü Kral

Mustafa Türk

gudumlu-kral-mustafa-turk
Okulda sıkıcı bir ders vakti. Hoca konuşuyor. Bir şeyler anlatıyor. Belki -faydalı dersler- kategorisinde olduğunu düşündüğüm fakat hocanın dikkatimi çekemediği için odaklanamadığım bir ders. Önümde defterim açık. Gözlerim hocadayken deftere rastgele iki çizik atıyorum. Anlamsız, iki tane çizik…

Hocanın ses tonunun hep aynı oluşu sıkıcılık katsayısını arttırıyor yavaş yavaş. Sıkıcı ve bayıcı konuşmasındaki hangi kelimelerin arasında kaç defa nefes aldığını sayar oluyorum. Hocanın nefes sayısına göre ve tek nefeste kaç kelime söyleyebildiğine göre elimdeki kalemin defteri okşarkenki basıncı da değişkenlik gösteriyor. Hocanın ne dediği hakkında hiçbir fikrim olmamasına rağmen muhteşem uyuşukluğunu hayranlıkla izliyorum…

Kağıda attığım ilk çizgim, resimdeki şeyin ağız (ya da gaga) kısmı oluyor ve ders sonuna kadar da böyle bir şey ortaya çıkıyor.

Resmi çizerken belki buna vereceğim ismi de düşünmeliydim şimdi yaptığım gibi. Ama o sıra farklı şeylere konsantre olmuştum haliyle…
Kısa bir nefes aldı. 26 harften oluşan 5 kelime söyledi. Öncekine göre daha uzun bir nefes aldı. Uzun uzun 6 kelime söylemesine rağmen nefesi yetmemişe benzemiyordu. Fazla gelen nefesini de ağzında biriken tükürük damlacıklarını fırlatmada kullandı. Yaklaşık 0,02 mol kadar tükürük saçtı. Nefes aldı…

Ve hala bir isim bulamamışken resmi anlatayım biraz da. Kapıdan içeriye giriyor. Ortam karanlık ve yürüyeceği kırmızı halı aydınlatılmış sadece. Işıklandırma hoşuna gidiyor ve tavanda asılı duran disko topunu da hiç yadırgamadan emin adımlarla podyumun merdivenlerini tırmanıyor… Göğsünü şişirmiş, kendisinden yaklaşık bir buçuk metre aşağıda dikilen kalabalığa hiç bakmadan, hiç selamlamadan yürüyor. Kibirli.

Kalabalık hakkında sadece ürkek ürkek bakan gözlere sahip olduğu biliniyor kayıt yapan kamera sayesinde. Ama bana sorarsanız onlar insanlığını unutmuş insanlar. Evet unutmuşlar insanlıklarını. O kadar insan arasından hiç kimse ayağa kalkıp da sizi ben yöneteyim dememiş. Cesaret edememiş. Ürkmüşler iki kelime söylemeye. Aralarından kimse çıkmayınca taht boş kalmış aylarca. Hergün yumurtasını yedikleri çiftliğin horozu, kimseden ses çıkmayınca ben çıkarım ulan demiş tahta. Alt tarafı ürkek koyun gibi bir halk yönetilecek. Bu vakte kadar kümesi düzen ben, iki avuç insanın da hakkından gelirim evelallah demiş.

Tavuklara seslenmiş “Kızlar benim çarşafımdan bi’ pelerin hazır edin akşama kadar!”

Üç tavuk büyük bir özenle katlanmış pelerini horozun önüne getirip itinayla açmışlar ve boynuna takmışlar pelerini. Önceleri özgüven sahibi ve iyi bir lider olacağını düşünen ve insanlığa refah getirme hayalleri kuran horoz pelerini daha giyer giymez, daha kendisini ilan bile etmeden bir kibre bir gurura bürünmüş…

Evet şimdi aklıma bir isim geldi. Hem göbeğindeki G harfli işlemeye de uyuyor. Güdümlü Kral olsun bu çizimin adı. He ne dersiniz?

2013 yılından beri 'bi çayyaş daha...' sloganıyla blog yazıyorum. Yazdığım yazıların türü edebiyatta deneme kategorisine giriyor. Bilgisayar Mühendisiyim ve IOS Geliştirici olarak çalışıyorum. Yürümeyi ve farklı mizaçtaki bitkileri bir araya getirip çay denemeleri yapmayı seviyorum...Devamı

Yorumlar

  1. Yasin Ergül 16 Mayıs 2015

    Çok manidar bir yazı ve resim olmuş :) inceden inceden iğneleri saplamışsın tebrikler :)

    Cevapla
  2. mert merdoğlu 3 Temmuz 2015

    Hocam yine çok güzel bir yazı yazmışsınız elinize sağlık okumaktan büyük bir keyif aldım bu arada resimde başarılı olmuş :)

    Cevapla