Bahanetör Blog Yazarı mı Olurmuş?

Selam olsun size güzel insanlar. Kimileri tarafından uzunca diye de tabir edilen bir süredir blogda yeni bir şeyler göremiyoruz. Bilirsiniz beni bu gibi uzunca süre yazı yazamayışlarımda hep güzel bahaneler türetebilirim. Bahane isterseniz yine türetirim sorun değil ama bana kalırsa gelin bahaneleri kitaplığımızdaki boş kalmış rafa kaldıralım da size bu süreçte neler olup bitti onlardan bahsedeyim.

yesiller-icinde-bir-manzara

# Yaklaşık bir aydır okumakta olduğum bir kitabı daha bitiremedim. Son yüzde yirmilik dilimine henüz girmişken Sonu Getirilemeyen Mahzunlar Kitaplığına en az diğerleri kadar özenlice yerleştirdim.

Belki hayatın başka bir evresinde, bir bahar akşamında, bir kırk ikindi yağmurunda saçlarımız ıslandıktan sonra kurumaya almışken otururuz aynı minderin ucuna?

İsmi: Hayalet Program Daemon.

# Maykiyle küsüştük. Daha doğrusu Mayki bana küstü. Ben de o bana küstü diye küstüm. Neyse ki aramızdaki sorunları hallettik. Mutlu ve mes’ud bir şekilde ulaklık görevini yerine getiriyor ve arda kalan zamanlarımızda da aysti içip sıtolkçuluk oynuyoruz.

Mayki: Beyazlar içindeki telefonum.

# Ortak bir geçmişe sahip olduğumuz Leonardo ve Donatello’yu anma gecesi düzenledim. Bu anma gecesinde de Pikpik ile tanıştım. Pikpik bendeki Leo ve Dona’nın acısını tazelemekten ziyade ardlarında bıraktıkları bir hoş sadayı andırdı.

Dona: Donatello, onüç kabuklular soyundan çevik bir kaplumbağa, ikametgah: Bir zamanların “yeşil deniz” akvaryumu.
Leo: Leydi Leonardo (Dona’nın zevcesi)
Pikpik: Sultan kaplumbağası

# Birkaç aydır iki arkadaşımla birlikte İstanbul’da ev tutma niyetim vardı. Toplandık İstanbul’a gittik. Afedersiniz ama at gibi gezdik. İstanbul’daki karaktersiz, öğrencinin ensesine vurucu, “memleket kalkınamıyor, genç nesil yetişemiyor” diye gezinen ev sahipleri “çok şerefsizsiniz”. Sen memleketinin genç nüfusuna, talebesine yardımcı olmak dururken sırtını kırbaçlarsan daha çok ağlarsın geri zekalı, bu memleketi de ağlatırsın!

Sorun sadece denyo ev sahipleri değildi tabiki. Arkadaşlarla son anda çıkan bir anlaşmazlık sonucu bu ekiple eve çıkma umudu da suyu düştü.

At: Yorulduğunu anlayamayan, çatlayana kadar koşturan asil ve hisli bir hayvan.
Şerefsiz: Ata değil de öğrencinin sırtına binmeye çalışan esnaf, emlakçı ve ev sahiplerine verdiğim isim.
Memleket: Eski dilde vatan; Günümüz Türkçesiyle tapusuna sahip olunan yer.

yeni-kitaplarim# Bir parti kitap siparişi daha verdim. Bunlardan paylaşılması münasip olanlarının bir kısmını sizinle de paylaşayım.
Kürk Mantolu Madonna (Daha önce okumuştum, hediye etmek için aldım. Lakin kitap adresime ulaştığında çoktaan yola çıkmıştım. Şimdilik bana kaldı, bir kez daha okunacakmış meğer.)
Stephan Hawking reyizden Zamanın Kısa Tarihi
Sofie’nin Dünyası
Hayvanlar Çiftliği
Deliduman
ve Kitab-ı Aşk…

# Kapağı da en az sayfaları kadar beyaz, küçük bir defterim oldu. O defterime de bir şeyler karalamaya başladım. Canım sıkıldıkça en sevdiğim kalemimi elime alıp sayfalarını umarsızca karalıyorum. Küçük kardeşim 2-3 yaşlarındayken eline kağıt kalem aldı mıydı hemen karalamaya başlardı.

Ben de onun gibi yapıyorum. Şimdiden 4 sayfasını doldurdum bile. Defterim bitince birisine hediye etmeyi düşünüyorum. “Al sana içimdeki 2-3 yaşındaki çocuğu hediye ediyorum. Ona iyi bak, domates yemeyi çok sever.” diycem hediyemi takdim ederken.

Ondan bahsettim. Ondan da bahsettim. Onu da söyledim. Hehh bir de bir rüya gördüm onu da anlatayım size.

Güneşli bir hava var. Bir kamelyanın altında oturuyorum. Ortalık çok sakin, gürültüsüz. Havaya mis gibi bir koku hakim. Fonda kuş sesleri var. Kuşlar da böyle minik minik. Serçe. Her şey o kadar güzel ki, yemyeşil bir alanda göze batan tek bir şey var. O da az ötedeki inşaatın yükselen grisi.

Gözüme değen renkler göğün masmavisi,
seyrek seyrek ordan sırıtan birkaç bulutun pammukmavisi,
bir sağa bir sola salınan ağaçların ve kuyruğunu kıstırıp yan yan yürüyen köpeğe birazdan yatak olacak çimlerin yeşili…
Bir de pembeler içinde bir peri.

Bir zamanlar dediydim size. Hani “dile benden ne dilersen” diyordu. Ben de istediklerimi söylüyordum şurdaki yazıda. Pembe bir elbise giymiş yanıma oturuvermiş o peri. Diyor ki bana pembe değil o diyor, fuşya o diyor. Hani blogunda yazacak olursan pembe deyip pot kırma diyor.

Bir de kapkara kocaman girdap gibi, derin derin bakan gözleri var. Kuvvetli bir rüzgar esiyor. Dile benden ne dilersen falan demiyor bu sefer. Mesai saatleri haricinde gelmiş olsa gerek benim rüyama.

İşaret parmağını kaldırıp bir yeri gösteriyor. Dönüp gösterdiği yere bakıyorum. Upuzun bir yol var. Ne var orda diyorum, köpek vardı ondan korktun da onu mu gösteriyon diyorum. Gözlerini bir an bile ayırmıyor o gösterdiği yoldan. Tek kelime etmiyor. Duruyor.

Duruyor. Sonra gözlerini yoldan ayırıp birden göğe bakıyor. Ondan sonra ben de bakıyorum göğe. İri iri damlalı yağmur taneleri düşmeye başlıyor alnımıza. Bir sevinç kaplıyor içimi. Ondan sonra çok sert bir rüzgar esiyor. Hüzünlü bir şekilde uyanıyorum.

İşte böyle gelip geçiyor benim son zamanlarda hayatım. Uzunca bir sürenin raporunu size sunduğuma göre uzunca bir süre daha müsadenizi isteyip az daha uyumaya, rüyalarda o periyi beklemeye devam edebilirim. Şaka şaka. Tabiki öyle yapmak gibi bir niyetim yok. Fırsat olursa ben yine buralarda olurum. Olmazsa da darılmaca gücenmece yok be güzel insanlar. Siz anlarsınız beni. Haydin görüşürüz (:

Yeni bir yazı yazdığımda size haber vermemi isterseniz aşağıya E-Posta adresinizi yazın.




Anında size bir onay maili göndereceğim. Onayladıktan sonra ne zaman yazı yazsam ilk siz haberdar olacaksınız.

4 Yorumlu

  1. Fulkan 27 Eylül 2015 Cevapla
  2. Ayça Şahin 5 Ekim 2015 Cevapla
    • Mustafa Türk 5 Ekim 2015 Cevapla
  3. Emrah Güngör 16 Kasım 2015 Cevapla

Yazı hakkındaki düşünceleriniz neler?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


gün-doğumu-sunrise
Karanlıkların Üzerinde Kutlu Bir Doğum
burusmus-kagitlar
Buruşmuş Kağıt Topları
No Preview
Seve Seve
No Preview
Uyanış #Derinlerin Gölgesi – 6