Açılın Ben 657’ye Tabi Öğretmenim

27 Ocak 2014 10 0

Sitedeki yazıların birçoğunu yoldayken yazdım. Adetimi bozmuyorum İstanbul – Kütahya otobüsünden yazıyorum bunu da. Gördüğüm kadarıyla hala öğretmenliğin peygamberimizin övdüğü, Hz. Ali’nin ‘bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum‘ dediği öğretmenlikle karıştıranlar var ve düşüncelerimi söylediğimde ya yanlış anladıklarından ya anlamak istemediklerinden ya da sırf muhalefete muhalefet olmak amacıyla karşı çıkıyorlar. Saygı duyuyorum ama bu saygı sadece onların düşünce ve benim fikrime katılmama özgürlüğüne…

Eğitim sistemimizin ne kadar berbat olduğunu yazmaya gerek duymuyorum. Çünkü eğitim sistemimizden memnun olan birisine rastlamadım henüz. Kimse memnun değil ama herkes eğitim sistemimiz berbat, elimizden ne gelir ki, yapacak birşey yok malesef nidalarıyla takılıyor. Başbakan bile memnun değil, memnun olsa değişiklik yapmazlar sistemde. ( Burada çok mantıklı ve çok güzel bir eğitim sisteminden bahsedilmiş, okumanızı öneririm. )

Öğretmen nedir?

Bir öğretmenin gözünden:

Açılın ben öğretmenim, öğrencilerime elime verilen müfredat dahilinde bildiklerimi aktarırım, bilmediklerimi öğrenir aktarırım yada ders kitabı, internet gibi kaynaklardan çalışmalarını söylerim. Bugün saat 10 da dersim var öğlene kadar öğlenden sonra 2 ye ders koymuş bizim idareciler, o kadar söyledim öğlen arası yüzünden vakit kaybım oluyor diye… He bide derslerim salı, çarşamba, cuma. 15 saatimi dolduruyorum, kendime biraz vakit ayırmalıyım hep okul hep öğrenci bi yere kadar. Hafta sonları memlekete gideyim diyorum. 2 gün için gitmeye deymiyor. Cumaya ders koyan idarecinin ta a… Cumaya değilde perşembeye koysa mis gibi 4 gün tatilim olacak, memlekete gidicem. Anamın babamın gönlünü yapıp duasını alıcam. ogretmenler-yatarak-para-kazaniyorHem elin bebelerinin derdiyle uğraşıyoruz, hem idarecilerin ağız kokusunu çekiyoruz… Devlet de 3 kuruşla bizi kandırıyor. Bide başbakan yatarak para kazanıyolar diyor. O ne anlar bizim derdimizden, tabi onun keyfi tıkırında…

11B ye dersim vardı lanet olası cuma günü. Dersleri fizik laboratuvarında yapma kararı almıştım. Haftada bir 2. kata çıkmak gerçekten ölüm gibi geliyor. Hem öğretmenin öğrencinin ayağına gittiği nerde görülmüş ki. İşleri ne gelsinler işte sınıfıma mis gibi dersimizi yapalım. Sabahın 8.30 unda ders mi olurmuş… Hem cuma hem sabahın körü. Neyse kanka, sabahın körü demeden gelmiş 11B benim sınıfa ama 5-6 kişi gelmemiş. Garanti geç kaldılar, birazdan gelirler de ceza kitlerim, haftaya çiğköfte partisi yapar hem dersten yırtarız hem kafamızı dağıtmış oluruz. Arkadaki masaya tavandan su damlıyor, laboratuvar buz gibi ve dar, ısınmak için birbirimize sarılıyoruz bu kış gününde, artık kendi sınıfımızda ders işleyelim diye sitem etti çok değerli öğrenciklerim. Öğretmene karşı gelmek nerede görülmüş! Para toplayalım da laboratuvara ufo alalım dedim sustular 😀

‘Arkadaşlar 181. sayfayı açalım okuyalım, kitapta çok güzel anlatılmış etkinlik…’ WhatsApp grubunda komikli resimler paylaşıyo arkadaşlar onlara bakarken 20 dk ne de hızlı geçmiş. ‘Evet arkadaşlar, anladınız mı olayı? Ali sen hala konuşuyon orda okumadın da zaten.’ -Valla okudum hocam, formül hakkında konuşuyoduk zaten. Soru sorun isterseniz.- Kitaptan çözümlü sorulardan birini yazdım tahtaya, gel çöz dedim. Ali tahtada, sınıfta ilgilenenler kendisi uğraşıyor ilgilenmeyenler aralarında muhabbet ediyolar. Neyse bunlar 35 buldu cevabı. ‘Yanlış çözdün 20 vericem sözlüne’ Kalktım masadan kitabı elime aldım. Çözümüne bakarak işlemleri yazdım tahtaya sonuç 28. Cavurlar hala itiraz ediyolar cevap 35 diye. Hem 8 kişi birden yanlış yapmış hem hala itiraz ediyolar. ‘Arkadaşlar bu formülden sınavda sorumlusunuz, herşeyi bilen dersane hocalarınızdan öğrenirsiniz artık konuyu, o kadar anlattım anlamadınız…’

Teneffüste farkettim. Meğer tahtaya yazdığım çözüm bir üstteki sorunun çözümüymüş. Yanlışlıkla yanlış sorunun çözümünü yazdık. Bu kadar yüklenirlerse öğretmenlere olacağı bu, işte performansımız düşüyor. Neyse çaktırmayayım yoksa karizma fena çizilir.

Bir öğrencinin gözünden:

Ben bu adamı çok seviyorum ya. Harbi kıyak adam. Edebiyatçımız Hasan İsmail Taşpınar Hoca sağolsun notlarımız hep yüksek. Sınıfta 90ın altında not yok. Haftada 3 saat dersi var adam 15 dakikasında sınavda çıkacak konuya dair bilgileri yazıyor, sınıftaki birkaç kişi not alıyor. Sınav dönemi de çoğaltıp notları ezberleyip sınava giriyoruz. 12. sınıfız üniversite sınavına hazırlanıyoruz adam bize çok fena kıyak geçiyor savolsun. Hem biz sayısalcıyız abi ne işimiz olur ki edebiyatla. Mükemmel birşey, her hoca yapmaz bunu. Hatta geçen sene bi hocamız vardı, adam bize kök söktürüyordu. Fazla ciddi bi adamdı. Tasavvuf edebiyatını hatırlıyorum anlattıklarından sadece. Abicim ne işim olur benim tasavvufla, edebiyatıyla. Sınavları da çok kazık olurdu bu adamın. Bir keresinde sınıftan birine kızdı diye öyle kazık sorular hazırladı ki, sınıftaki en yüksek not 38 di. Dayıcım derdin neydi senin. Nolurdu acık insaflı olaydın. Hoca dediğin öğrenciye lazım olan, alan derslerini anlatıcak, anlatmıyorsa sınavda kolaylık sağlayacak, derslerde kafa adam olacak. Zaten yatarak para alıyolar. 3 ay da tatilleri var anadınmı…

Yukarıdaki görüşlerini belirten öğretmen ve öğrenci gerçek kişiler olabileceği gibi tamamen hayal ürünü olma ihtimali de vardır. Yazar çok farklı öğrenci ve öğretmen tipleri gördüğü ve bilinçaltında bu şahıslar artısıyla eksisiyle yer ettiği için sıkıcı ve tam uyumaya konsantre olduğunda otobüsün sallanmasıyla başının devrilmesi ve ense boşluğunun kopuyor derecesinde ağrıdığı bir yolculuğun yaptığı kafayla bunları aktarmış da olabilir ve hatta bu ihtimallerden herhangi birini seçme şansını da yazıyı okuyanlara tanımış olabilir.

zorunlu-egitim-mektebi-mecburiDaha aklı legoları üst üste koyup ev yapmaya ermeyen, kaşık tutup yemek yemeyi beceremeyen 5 yaşındaki bir çocuğa 13 yıl eğitimin dayatıldığı ve adına sanki iyi bir haltmış gibi ‘eğitim hakkı‘ denilen, çocuğun çocukluğun ne demek olduğunu dedelerinden ninelerinden duyduklarıyla öğrenmeye çalıştığı bir ülkede istesek de istemesek de yaşıyoruz. Abicim bir neden zorunlu? iki madem zorunlu neden 5 yaş? üç madem 5 yaş neden 2 öğün? dört madem 2 öğün neden eğitim kalitesi yerlerde? beş madem kalite yerlerde neden kimse duruma el atmıyor? Devletin bana tanıdığı eğitim hakkı bu soruları sordurtuyorsa ben bana verilen bu hakkı reddediyorum. Devlet, bu ücretsiz eğitim hakkını bana vererek hayatımın belki de en güzel olabilecek yıllarını benden gasp ediyor. Eğer devlet, hatasını anlayıp bana 13 yıl boyunca okulda kaybettiğim zamanlarımı, çocukluğumda yaşayabileceğim ama yaşayamadığım çok güzel anları geri verebilecekse ben devletin bu gaspını affedip, bana verdiği ücretsiz –eğitim-in maddi karşılığını 2 kat olarak ödemeyi kabul ediyorum.

Eğer Allah nasib eder de çocuklarım olursa, çocuklarımı okula göndermeyi düşünmüyorum. Sırf bu yüzden çocuklarıma öncelikle çocukluk eğitimi verebileceğim yada verdirebileceğim bir yerde, zorunlu eğitim olmayan bir yerde, çocuklarıma eğitimi anne – babası ve özel öğretmenlerinin vereceği, arkadaşlarıyla delicesine oyun oynayabilecceği bir yerde yaşamak istiyorum.

4. sınıfta ingilizce dersi almaya başladım. Malumunuz alfabeyi, sayıları ve lisenin sonuna kadar sürecek ‘fayn tenks end yu‘ lu diyaloğu ezberletmeye başladılar. Liseden mezun oluncaya kadar eğer bir yerde “I was …” gördüğünde bir öğrenci ve bu boşluğu “born in Kütahya” diye doldurup ‘ay vaz born in‘ i bir deyim falan sanıyorsa bu, ilgili hocaların ingilizceyi bilmemesinden ya da ingilizceyi bu şekilde öğrendiğindendir. Bu zorunlu eğitim sürecinde kaçınızın yabancı dil öğretmeni Türkçeye çeviri yapmadan anlattı dersini? Kaçınız “hav ar yu tudey” dendiğinde bunu Türkçeye “bugün nasılsın” diye çevirip kendisine sene başında ezberletildiği gibi anlamını 8 sene boyunca bilemediği “fayn tenks end yu” diye cevap vermedi? (Ezberci eğitim sözü bu noktada küfür bile edilerek zikredilebilir)

Çoğu öğrencinin kabusu olan matematik, neden kabus? Yada benim Türkçe derslerim ortaokuldan beri neden hep en kötü dersim oldu? Sevmediğimden dur pardon sevdirilmediğinden olabilir mi? Dersi sevdirmek hocanın görevi değil mi? Öğretmenin görevinin sadece derse girip müfredat konularından bahsetmek olduğunu düşünmüyorum. Eğer kanunlar böyle söylüyorsa, ileride başbakan olursam ilk bu kanunu değiştireceğim.

Öğretmen, eğitim fakültesinden mezun olmuş yada formasyon almış, kendisine verilen ders süresini bir şekilde geçiren kişi değildir. Öğretmen, öğreten demektir. Doğruyu veya yanlışı, gerçeği veya ütopyayı öğretendir. Öğretmen her yönüyle öğretmendir, öğrencisine örnek olandır. Eğer bir edebiyat öğretmeni, derse girdiğinde öğrencisine, en azından dersle ilgili olanlara dersi sevdirebilmişse, dersinde çıt çıkmadan dinleniliyorsa, dersle ilgili olmayanlar bile arkalarda biyerlerde kendisine saygı gösteren bu öğretmene olan saygısından ötürü sessizce dikkat çekmeden duruyorsa, bir öğrencinin nasıl derler idolü olabilmişse, öğretmen sıfatını yada ünvanını (Türkçem kötü, doğru kelimenin hangisi olacağını bilemiyorum) sonuna kadar haketmiş demektir. Kırk yıl böyle bir köleye sahip olmayı haketmiş demektir. Ve bu öğretmen, diğer diploma sahibi olup kapeseseyle 657ye tabi olup okulun birine kapağı atmış tek derdi para olan ve aldığı parayı beğenmeyen kendini bulunmaz hint kumaşı sanan, öğrencilerini sadece boş bıraktığı derslerde tatmin edebilen kişiye ‘hocam’, ‘öğretmenim’ dediğimde az önce bahsettiğim Edebiyat Öğretmeni gibi çok değerli insanlarla aynı sıfatı kullandığım için hakaret etmiş olduğumu anladım. Ana-baba yarısı olan çok değerli öğretmenlerimden bu haksızlığı onlara yaptığım için özür diliyorum. İnşallah haklarını helal ederler… Öğretmenlerimden çok şey öğrendim… Verdikleri bilginin parayla bir karşılığı olmadığını mesela. Hatta gerektiğinde böyle bir yazı yazma cüretinde bulunmayı bile… Onlar çok daha fazlasını hak ediyorlar. Allah onlardan razı olsun.

Tags: açılın ben öğretmenim, ay vaz born in, çocukluk hakkı, eğitim hakkı, eğitim sistemi, eğitim sistemimiz berbat, Ezberci eğitim, fayn tenks end yu, Öğretmen nedir, öğretmen nedir ne değildir, yatarak para kazanıyolar, zorunlu eğitim Categories: Genel
share TWEET PIN IT SHARE share share
Mustafa Türk

Selam olsun diyerek başlıyorum yazmaya. Yazılarımdan birkaçını okumuşsanız kafanızda bir Mustafa resmi canlanmaya başlamıştır. Silüet demek daha doğru olabilir aslında. Kütahya’nın dehşetli soğuklarının olduğu bir kış vaktinde gece yarısı doğmuşum. Geceye olan sevdamın kaynağı bu noktaya dayanıyor olabilir. Ve bu yazının devamı okunmak istenmiş olabilir. Devamı...

Yorumlar
  1. -

    kanka okumadım kusura bakma ama biraz göz gezdirdim ..kısaca yaşadıklarımız

    1. -

      tamam orti, olay ortada (:

  2. -

    durumumuz yoktu okuyamadık

  3. -

    Uzunca bir metin yazdım ancak burada sürtüşme çıkaracağını düşündüğümden metni sildim. Yazına değil ancak bu konunun geneline söyleyebilecğeim şudur ki konu öyle dışarıdan göründüğü kadar basit değil. Tam anlamıyla konuya vakıf olmak istiyorsanız gidin öğretmenlik yapın ve ondan sonra sorunun nerede olduğu konusunda tartışalım. Ben kendim eğitim fakültesi mezunuyum. 1 yıl öğretmenlik yaptım ve şu anda alan değiştirerek elektrik elektronik müh’e geçtim. Şöyle söyleyeyim yeni bölümüm eskisinden 10 kat daha kolay.

    1. -

      Ben öğretmenliğin kolay bi meslek olduğunu söylemiyorum. Eğitim hayatı boyunca illa ki rast gelinmiştir betimlediğim öğretmen modeline. Ha rastlamamışsan çok şanslı olduğunu belirtir, en azından birimiz öğretmen gibi öğretmenden eğitim aldığı için mutluluk duyarım (:

      1. -

        Öğretmen gibi öğretmene rastlamak yada rastlamamak değil benim yazmak istediğim. Öğretmen kalitesi çok düşük eğitim seviyesi çok kötü bunlara katılıyorum. Ancak son zamanlarda yazın ve benzer yazıları oldukça fazla gördüm ve her yazı aşağı yukarı aynı şekilde olaya dışarıdan bakıp üstün körü birşeyleri kötülüyor ve hiç birisinin sorunun kaynağına ve çözümüne dair bir fikri yok. Hiç bir fikri olmayan yazıların da sürekli olarak öretmenliği (öğretmenleri değil) karalamaları zoruma gidiyor.

        1. -

          Anlıyorum, ama yıllarca okula giderek kaybettiğimiz zaman da bizim gibi öğrencilerin çok zoruna gidiyor. Tekrar belirteyim öğretmenlik mesleğini küçümseme gibi bir amacım kesinlikle yok. Çok kaliteli öğretmenlerim de oldu. Afedersiniz ama 4 yıl okuyup kendisine öğretmen diyen, öğrencisine işiyle paralel bir katkısı olmayan, dersin yarısını yoklama diğer yarısını gırgırla geçiren öğretmenlerin varlığı ve ben sizin öğretmeninizim beni dinleyin diye tenkit etmesi de benim çok zoruma gidiyor.

          1. -

            Bu zorunuza giden sorunu ortadan kaldırmakta öğretmenlerin elinde olan birşey değil hocam. 2000 lira maaşı (ki bana göre çok düşük) ile öğretmenlik tercihi yds-öss sınavlarında en alt sınıflarda kalıyor. Doğal olarakta bölüme gelen öğrencinin kalitesi düşüyor. Yada puanı çok iyi bir örenci tercih yaparken bile o kişinin öğretmenlik yapabilecek donanıma sahip olup olmadığı hiç ölçülmüyor. Öğretmen olmak öss ve kpss gibi 2 tane kıçı kırık sınava kalmış bir olay. O yüzden olayın çözümünü çok daha farklı yerlerde aramak lazım. Öğretmenleri beğenmesemde kötülemek çözüm getirmiyor maalesef. Sorunun çözümü en başta meb ve ilgili diğer kurumların elinde. Ve yine o kurumlardan çözüm beklemek içinde siyasetin içinden değilde eğitimin içinden gelmiş oranın sorunlarını bizzat yaşayarak görmüş birisinin oralarda yönetici olması lazım. Vs vs konu oldukça uzayıp gidiyor hocam. Doğru düzgün bir çözüm şu noktada epey zor görünüyor. Bunun çözümü için çok şeylerin değişmesi gerekiyor ve nokta 🙂

  4. -

    Aleyküm Selam. Bu yazıya bıraktığım diğer yorumla tanışmış olamayız değil mi Mustafa hocam? 🙂

    1. -

      Sanırım öyle oldu Kerim Hocam. İyi olmuş, güzel olmuş, hoş olmuş 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir